Orhan Koloğlu'yla Basın Analizi

14/01/2011

Darıca’da, muhteşem bir deniz manzarasına nazır TGC huzurevinde, Türk basın tarihinin ulu çınarı Doç.Dr. Orhan Koloğlu hayatını sürdürüyor. Odasındaki kitap ve belge yığını içinde çalışmalarını sürdüren Koloğlu, Darıca’da yaşamaktan mutlu olduğunu söylüyor. Gazeteci ve yazar Orhan Koloğlu, 1929 yılında Konya’da doğdu. Galatasaray Lisesi, İÜ Gazetecilik Enstitüsü(İletişim Fakültesi) ve Strasbourg Üniversitesi’nde doktora eğitimini tamamladı. 1947’de gazeteciliğe başlayan Orhan Koloğlu, Son Saat, Yeni Sabah, Akşam, Yeni İstanbul, Milliyet, Barış, Aydınlık gazetelerinde muhabir, yazı işleri müdürü ve yazar olarak çalıştı. Yurtdışında Basın Ataşeliği görevinde de bulunan Koloğlu, merhum Abdi İpekçi tarafından görevlendirilerek Milliyet’in ilk Almanya baskısını başlattı. Basın Yayın Genel Müdürlüğü görevinde de bulunan Orhan Koloğlu’nun 60’a yakın kitabı bulunuyor. 

Türk basının günümüzde demokratik işlevlerini yerine getiremez halde olduğunu belirten Orhan Koloğlu, gazetecinin patronundan ziyade topluma hizmet eden biri olmasını gerektiğini vurguluyor. “Parası olan işi götürür” felsefesine karşı olduğunu söyleyen Koloğlu, holding patronlarının gazeteleri kendi ticari konumunu korumaya yönelik bir silah olarak kullandıklarının altını çiziyor.Türk basın tarihinin yaşayan efsanesi Doç.Dr. Orhan Koloğlu, ortada topluma değil de sadece gazete patronuna bir hizmet varsa, bu gazetecilik değildir diyor.

 

 


-Dünden bugüne Türk basın tarihine bakıldığında, şu an gazetecilik mesleği ve Türk basınını hangi noktada görüyorsunuz? 

Doç.Dr. Orhan Koloğlu: Teknolojilerin toplumlara yerleşmesi uzun süre istiyor ve öyle düğmeye basınca teknoloji yerleşmez. Batı dünyası 1450’de matbaayı başlatıyor ve matbaacılık önceleri kitap yayınıyla gelişme gösteriyor. Kitap yayını gelişmesi de özellikle dilin halka yönelir hale gelmesinin başlangıcı oluyor. 1457’de kilise sadece Latin alfabesi kullanıyordu ama Avrupa’da kullanılan 10 tane dil vardı. Kitaplar farklı dillerde çıkmaya başlayınca değişme başlıyor. Kitap, uzun sürede hazırlanan bir şeydir ve dolayısıyla kültür değişiminin başlangıcıdır. Sürekli gazete ancak 1600’lerin başında çıkıyor ancak ondan önce haber yaprağı var ve yapraklar sadece tüccara bilgi veriyor. Gazete anlamındaki ilk yayın 1605’tir ama gündelik gazete 1660’ta çıkmıştır. Daha sonra gazete, yüzyıllar boyunca gelişiyor ve öyle bir hale geliyor ki 19.yüzyıla geldiğimiz zaman milyonlarca satan gazeteler vardı. Bize matbaa 1729 da geldi fakat bir tek matbaa ile devrim olmaz. Bizde ki gerçek değişim Tanzimat’la birlikte başlar. Yani 500 senelik bir gecikme var. Zamanında çok başarılı bir Osmanlı yönetimi vardı. Küçümsememek lazım ama dünya 500 yılda hızla değişiyor, sen uyuyorsun ve uyandığın zaman olay bitmiş oluyor. Tıpkı bugün hala demokrasi konusunda tartışmamız gibi. Demokrasiye geçtik demekle her şey yerine oturmaz. Bu özellikle toplumun tabanına yerleşmesi için zaman isteyen bir şey ama bizde böyle bir zaman ve sindirme mantığı yok. 

‘DEMOKRASİYE GEÇİŞ SÜRECİMİZDEKİ ŞAŞKINLIĞIMIZ HALA DEVAM EDİYOR’ 

Doç.Dr. Koloğlu: Bizde ki gazetecilik yapısı geç başlamıştır fakat çok düşünür yetiştirmiştir. Bizim Tanzimat’a giriş dönemindeki okur-yazar kitlemiz yüzde 10’dur ve bunlar sadece devletin hizmetine alınan insanlardır. Bizim toplumsal değişimimiz geri kalmışlıktan etkilenmiştir. Demokrasi gelişimimizde de hala o geri kalmışlığın etkisi devam ediyor. Demokrasiye geçtiğimiz günden bu güne kadar aynı şaşkınlık devam ediyor. Başbakan Erdoğan Zaman gazetesinin 25.yılında “İfade özgürlüğünün önünü açtık” diyor ve bu 5 sütun olarak gazetede yayınlanıyor. Aynı gazetede tek sütunluk bir haber var; Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, Dünya Basın Özgürlüğü-2011 değerlendirmesinde, 179 ülke arasında Türkiye’nin 148. sıraya düştüğünü ve 10 sıra gerilediği söyleniyor. Burada düşündürücü bir çelişki var. Değişim için yüzyıllar gerektiğini bilen bir yöntem mi yoksa acelesi olan bir yöntemin mi içindeyiz? 100 gazetecinin tutuklu olduğu bir ülkede demokratik yöntemlerin varlığından söz edilemez. 

-Türk basını şu an karanlık bir dönemden mi geçiyor? Sizce Türkiye’de basın, demokratik işlevlerini ne kadar yerine getiriyor? 

Doç.Dr. Koloğlu: Eski dönemi düşündüğün zaman, gazetesi olan bir adam gazetenin başyazarıydı. Biz gazete kültürü üzerine yetişen bir toplumuz ve o insanlar bizim için önemliydi. 1980 de Türkiye’de bir değişim tezgâhı kuruldu ve “Kim gazetelere sahip olursa bu işi götürür” fikri hâkim oldu. Bunun sonucu olarak bütün gazeteciler gitti ve parası olan tüccarlar gazeteleri almak için sıraya girdi. Basın asıl fonksiyonundan çıktı ve anormal bir magazinleşme oldu. Ben gazeteciliğe başladığım zaman 6-8 sayfa gazete vardı ve hepsi ciddi haberlerdi. Bugünkü Türkiye’ye baktığımızda, basın belli kesimin aracı haline getirildi. Belli kesimlerden reklam alma yarışı da var ve gazeteler değişik bir ortama sürükleniyor. Eğer siz bütün gücünüzle serbest piyasa yönetimine bağlanıyorum derseniz o zaman sizi yönlendiren bir başka mekanizma olabilir. Ben magazinleşmeye karşı değilim. Ama sen bir sayfanda ne kadar özgürlükçü olduğunu söyler diğer sayfanda da dünyanın en gerisine gittiğini ilan edersen olmaz. Demek ki artık günümüzde yeni patron yapılanmasına göre şekil alan bir basın sistemimiz var. 

-Sizce basın ve ifade özgürlüğü kavramları bir gazetecinin gözünden hangi anlamları taşır? 

Doç.Dr. Koloğlu: Demokrasi mantığı içinde bir insan inandığı fikri savunmakta özgürdür. Karşı tarafın fikrini beğenmeyebilir. Yalnız bu beğenmeme mantığı sadece karşı tarafı dışlama anlamında değil, topluma da ne hizmet vereceği anlamına gelir. Topluma değil de sadece gazete patronuna bir hizmet varsa buna gazetecilik denmez, denemez. Bütün mesele toplumsal yapının en uyun ortama gelmesini sağlamaktır. Serbest fikir kullanma hakkı herkesin hakkıdır. Sadece “Benim patronum kazansın” durumunun basın özgürlüğüyle hiçbir alakası yoktur. Basın özürlüğü ister istemez toplumun tabanına tam uyum meselesidir. Toplumun tabanının hepsi milyarder olacak değil ya. Bütün mesel topluma hizmettir. Bugün basınımızın büyük kısmına dinci kesim hâkim oldu ama en çok magazinsel haberler onların gazetelerinde çıkıyor. Çünkü okuyucu bulamıyorlar. İlgilenenler sadece sosyete tilkileri. Burada kendi içinde yapılanmayı çarpıttılar. Eğer 40 sayfalık bir gazete çıkarıyorlarsa, 39 sayfa magazin olsun ama 1 sayfası ciddi olsun. Ben ciddi şeyler okumak istiyorum, ekonomiyi ve gündemi takip etmek istiyorum. Bir gün manşet iyi ama ertesi gün kötü. Dolayısıyla gazeteler ne yapacaklarını tam oturtamadılar. Gazete yönetimleri, basın mesleği ve toplumsal kültürle ilgisi olmayan sahiplerin eline geçti. Patronlar sadece çıkarını düşünüyor. 

-Gazeteciyi tek bir cümleyle tarif eder misiniz? 

Doç.Dr. Koloğlu: Gazeteci, sadece patronunu değil, toplumdaki her insanı dikkate alan kişidir. 

-Gazetecilik mesleğini tek bir cümleyle tarif eder misiniz? 

Doç.Dr. Koloğlu: Gazetecilik, hızlanmış olan günümüz dünya şartlarında yeni yapılanmayı topluma anlatan ve bu açıdan insanlara yön vermeye çalışan bir mekanizmadır. 

-Darıca’daki huzurevine geliş sürecinizden bahseder misiniz? 

Doç.Dr. Koloğlu: Ben Etiler’de kalıyordum. Benim evdeki arşivim 300 çuvaldı ve merdivenlere varana kadar heryer doluydu. Eve temizlikçi soksam ve bir kitabı alıp başka bir yere koysa çıldırırdım. O yüzden temizlikçi de sokamıyordum. Tek başıma yaşıyordum ve bu çalışma sistemim içinde eve kimseyi sokamıyordum. Derken çok yakın bir arkadaşımın annesi, öğretmenlere konferans vermem için beni birgün Tuzla’daki huzurevine davet etti. Kadın çok kültürlüydü. Oğlu çalışıyor ve gelini de üniversitede hocaydı. Dolayısıyla kadın bütün gün evde yalnız kalıyordu. Akşam hepsi işten yorgun geliyorlar ve sohbet falan etmiyor kimse. Kadın bakmış bekliyor sürekli ama neyi beklediğini bilmiyor ve sonunda huzurevine yerleşiyor. Ben onu görünce anladım ki kendi kaderimde böyle ve huzurevine yerleştim. Evimdeki 200 çuvalı İzmir şehir arşivine bağışladım. 50 çuval belgeyi de İÜ İletişim Fakültesi’ne bağışladım. Elimde kalan son 50 çuvalı da Darıca’daki huzurevine getirdim. Burada mutluyum ve daha rahat çalışıyorum.

 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi İletim Gazetesi- 2011

 

 

Please reload

Savash Porgham
Sosyal Medyadan Takip Edin
  • YouTube Social  Icon
  • Facebook Basic Black
  • Twitter Basic Black
  • Google+ Basic Black
Please reload