Bir Polisin Hikayesi

26/04/2012

 

 

Ayhan ve Gülşen Tanrıverdi çifti arasında tarifsiz bir aşk vardı. Ayhan Bey, sevgili eşi Gülşen Hanımı mahalledeki ağaca yaslanarak beklerdi. İşte bundan dolayı o ağaç zamanla eğiliverdi. Birbirlerini o kadar çok seviyorlardı ki mahkeme kararıyla yıldırım nikâhı kıymış ve dünya evine girmişlerdi. İzmir Cinayet Bürosu’nun gözde dedektiflerinden olan Ayhan Tanrıverdi, sevgili eşine her görev dönüşü kırmızı güller getirirdi. Büyük oğlu Volkan, Artvin’de babasıyla aynı gün, saat ve dakikada doğmuştu. Bu bir mucizeydi. Aşk ve sevgi dolu hayatında birçok başarılı görevin altına imza atmıştı 17 yıllık kahraman polis Ayhan Tanrıverdi ve hayatı yine görevi başında, kendine yakışır bir biçimde sona erdi.

 

Ramazan ayıydı, 26 Ocak 1997, evlilik yıldönümlerinden bir gün sonraydı. Ayhan Tanrıverdi ve ekibi sahur yemeklerini henüz bitirmişlerdi ki telsizden anons geldiğini duydular. İzmir’de bir gazinocunun oğlu ortalığı kana bulamış, cinayet işlemiş ve kaçmaya çalışıyordu. Teslim olmaya niyeti yoktu katilin ve polisle çatışıyordu. Cinayet Masası’nın başarılı dedektifi Ayhan Tanrıverdi katili tanıyordu. Ekibi onun evinin bulunduğu sokağı tutmuştu. Dedektif Ayhan, katilin evinin önüne doğru yavaşça yürürken, onu eve yaklaşırken gördü. Sakindi, “Ben Ayhan ağabeyin, seni almaya geldim. Sağ salim bana teslim ol, herhangi bir sıkıntı olmasın. Kimse üzülmesin bu saatten sonra” dedi. “Bana inanıp güvenmen için silahımı bırakıyorum” dedi dedektif Ayhan ve silahını yere bıraktı. Katil “Tamam Ayhan ağabey gel, teslim olacağım sana” dedi. Dedektif Ayhan, yavaşça katile doğru yürümeye başladı, bir iki adım kala olan oldu. Katil sözünde durmamıştı, arkasında gizlediği elini çıkarıp Ayhan Tanrıverdi’nin kalbine tek bir kurşun sıktı. Dört kahraman polisi yaralayan katil, Özel Harekât Timi’nin müdahalesiyle ölü olarak ele geçirilmişti. Henüz 39 yaşında olan Kahraman polis, hastaneye girerken terk-i diyar edip ardında yaralı bir eş ve pırlanta gibi iki evlat bırakmıştı.

 

Vahim olayın üstünden uzun yıllar geçti ancak Gülşen Hanımın eşine olan aşkı ve içinde kanayan yara ilk günkü gibi taze. Gülşen Hanım, her yıl “10 Nisan Polis Günü”nde sevgili eşinin yıllarca ona götürdüğü gülleri onun kabrine bırakıp tükenmeyecek özlemini dile getiriyor. Kahraman şehit Ayhan Tanrıverdi, ebedi istirahatını huzur içinde yapıyor çünkü büyük oğlu Volkan, onun silahını devralıp babasının yarım kalan davasına hizmet ediyor. Emniyet Müdürü Volkan Tanrıverdi, babasının bıraktığı mirasa yakışır nitelikte görev yapıp bölge halkının gönlüne taht kuran bir polis amiri oldu. Kahraman babasının şerefli mirasına sahip çıkacağını vurgulayan Emniyet Müdürü Volkan Tanrıverdi, babasını görev esnasında kaybetmiş bir amir olarak, ekibinde bir can verilmesi gerekiyorsa, çekinmeden canını vereceğinin altını çiziyor.

 

‘BABAM, TELEVİZYONDAKİLERDEN DAHA SAĞLAM BİR DEDEKTİFTİ ’

 

Volkan Tanrıverdi: Babam 1980 yılında Florya Polis Okulu’ndan mezun oldu. Annemle ortaokuldan beri beraberlerdi ve 8 yıllık bir nişanlılık hikâyeleri var. Mezuniyetinden sonra babam, İzmir’e gelip annemle yıldırım nikâhı kıyıyor sonra da birlikte Artvin’e gidiyorlar. Zaten o dönemde her şey şimdiki gibi rahat, düzgün ve hızlı olmadığı için, babam düğün falan yapmadan direkt göreve gidiyor. O yüzden annemin içinde bunları yaşayamadığı için ukde var. 1981 yılının Kasım ayında ben Artvin’de doğdum, hem de babamla aynı gün ve aynı saatte. Bu çok enteresan bir şeydir ve böylesi bir durum dünyada kaç kez yaşanır? Ben 04:30’da, babam ise 04:28’de dünyaya geliyor. Aramızda iki dakika var. Artvin’den sonra Ankara’ya ve 1990’larda ise İzmir’e taşındık. Babam, rahmetli olmadan önce 7 yıl kadar İzmir Cinayet Şube’de çalıştı. Bir nevi dedektiflik yaparak birçok cinayeti araştırdı. Pek çok dış göreve gitti. Bizim televizyonlarda gördüğümüz dedektiflerden daha sağlam bir dedektifti. Yeri geldiği zaman saçını sakalını uzatır, küpe takar, poşu sarardı. Ortamına göre ayak uyduran bir insandı. Ben elimden geldikçe aileme vakit ayırabiliyorum ama babam daha çok kendini işine adamış bir insan olduğu için bizimle vakit geçirmesi zor oluyordu. Babam bir gün çalışıyordu, bir gün dinleniyordu. Eve geldiği zaman da akşama kadar yatıyordu. İki günde bize ayırdığı zaman sadece 2-3 saatti. Eve geldiğinde beş tane gazete alır, onları okur ve sonra yatardı. Çok kültürlü bir insandı.

 

‘BABAM, SAHUR YEMEĞİ YEDİKTEN SONRA KATİLİN PEŞİNE DÜŞÜYOR’

 

Volkan Tanrıverdi: Babamın şehit düştüğü gün ben 15 yaşındaydım ve kardeşim Aykan 9 yaşındaydı. Bir Cumartesi günü babam çıkıp işe gitti. Hiç unutmam, Ramazan ayının ortalarıydı. Ben o acı günün detaylarını babamın mesai arkadaşlarından daha sonra öğrendim. Babam ve ekibi sabah saat 3-4 gibi sahur yemeklerini yiyorlar. O esnada telsizden bir anons geliyor. Şahsın biri, zamanın meşhur gazinosu Broadway’i basıyor ve alacak verecek meselesi yüzünden gazino sahibini öldürüyor. Tabi şahıs alkollü, arabasına binip gidiyor sonra da fuara uğrayıp Türk Kahvesi içiyor. Babam, bu şahsı daha önceden bir problemleri olduğu için tanıyor. Şube olarak işlemlerini yapmışlar. Gidip kalabileceği yerlerini, ikametini evini çalıştıkları yerleri biliyorlar. Babam ekip şefi ve 4 sivil memur var ekibinde. Babamlar mesafeye uzaklar biraz ve arabalarının benzini bitmek üzereyken başka bir ekipten benzin çekiyorlar. Babamlar telsizden çatışma sesleri duyuyorlar çünkü katil resmi ekiplere ateş açıyor. Bunun üzerine, hemen katilin gidebileceği yerlerden biri olan Alsancak’taki evinin oraya doğru

gidiyorlar.

 

‘BEN AYHAN AĞABEYİN, SENİ ALMAYA GELDİM, TESLİM OL’

 

Volkan Tanrıverdi: Babam sokağın başına, katilin evinin olduğu yerin bir sokak gerisine arabayı park ediyor. Memurun bir tanesini oraya bırakıyor. Diğerini başka bir yere bırakıyor ve kendisi de evin olduğu sokağın içine giriyor. Bakıyor ki katil gayet sakin bir şekilde arabasını yaklaştırıyor. Katil evine girmek üzere, babamla mesafeleri çok yakın. Babam ilerliyor yanına doğru ve “Ben Ayhan ağabeyin, seni almaya geldim. Sağ salim bana teslim ol, herhangi bir sıkıntı olmasın. Kimse üzülmesin bu saatten sonra” diyerek bir konuşma yapmaya çalışıyor. Hem katilin hem de babamın elinde silahı var. Babam “Bana inanıp güvenmen için silahımı bırakıyorum” diyor ve silahını yere bırakıyor. Katil “Tamam Ayhan ağabey gel, teslim olacağım sana” diyor. Babam katile doğru ilerliyor, bir iki adım kala adam elini arkasından çıkarıp babama ateş ediyor. Tam kalbine tek bir kurşun sıkıyor. Tabi bu hadiseler olurken babamın arkadaşları biri ekip otosu başında, diğeri ise başka sokakta olduğu için yetişemiyorlar. Silah sesini duyunca hemen sokağa giriyorlar. O sırada diğer birimler de olay yerine geliyor ve babamı ambulansla hastaneye kaldırıyorlar. Ancak babam hastaneye girerken şehit oluyor. Katil tekrar evine doğru giriyor. Binanın üçüncü katında kendi kız kardeşini, karısı ve çocuğunu rehin alıyor. Özel Harekât Timi gelmeden önce, şubenin diğer personel ve sivil polisleri içeri girmeye çalışıyorlar. Adam, binanın içinde her yere ateş açıyor ve biri başkomiser, biri komiser olmak üzere 4 memuru yaralıyor. Polislerden birinin parmağı koptu ve diğeri ise bağırsakları dışarıda yaşamak zorunda kaldı. Tabi içeride rehine olduğundan, ekipler daha fazla kayıp olmaması için temkinli davranmaya çalışıyorlar. Sonunda Özel Harekât Timi eve girip, katili uyuşturucu, silah ve cephanesiyle birlikte ölü ele geçiriyor.

 

‘HENÜZ 15 YAŞINDA AİLEMLE BİRLİKTE HAYATTA YALNIZ KALDIK’

 

Volkan Tanrıverdi: Biz babamın şehit olduğunu televizyondaki alt yazıdan öğrendik. O yüzden ben hayatım boyunca altyazıları hiç sevmedim. Sanki altyazılardan bana hep kötü bir haber gelecekmiş, birini kaybedecekmişim ya da sevdiğim biri zarar görecekmiş gibi gelir. İşte o vahim günden sonra bizim için farklı bir süreç başladı. O zamana kadar ataerkil bir ailemiz var her şeyi babam yapmış. Ben zaten küçüğüm, annem ise ev hanımıydı ve hayatı bilmiyordu. Yani, babam her şekilde ailenin başında ama bir dönemden sonra aniden yok oluyor. Ben ailemle birlikte bir anda yalnız kaldım. Annem ve babamın arasında çok güzel bir aşk vardı ve babamın şehit düşmesinden sonra annem bir iki yıl toplayamadı kendini. Ben de büyük evlat olduğum için iş bana düşüyor. Babamın arkadaşları gelip bana sen sağlam durmalısın, sen Ayhan’ın oğlusun, dik dur falan diye hep telkinde bulunup, cesaret vermeye çalışıyorlardı. O dönemlerde küçük olduğun için olayı idrak edemiyordum ama zaman ilerledikçe daha iyi anladım. Yaşım 15 iken ben ve ailem hayatta yalnız kaldık. Bir yandan evin işlerini halletmeye çalışırken, bir yandan da kardeşimin büyümesiyle ilgili elimden geldiğince bir şeyler yapmaya

çalıştım.

 

‘ÇIRAK USTAYI GEÇMEZSE EĞER, SANAT OLMAZ’

 

Volkan Tanrıverdi: Babam hayattayken polislik mesleği aklımda yoktu ama onu kaybettikten sonra farklı duygular içerisine girdim. Babam o anda orada katili vurabilirdi ama vurmamış, silahını bırakmış, insanlık göstermiş. O pozisyonda olan bir insanı dahi vurmamış. Çok değerli bir adamdı ve değerli olduğunu çevresindeki insanların yaptığı yorumlardan, cenazesindeki kalabalıktan anlıyorum. Madem bu bir bayrak yarışı oldu, benim de bu bayrağı devralmam gerekiyor diye düşündüm. Ve ondan sonra Polis Akademisi’ne girdim. 2003 yılında mezun oldum ve İstanbul’da göreve başladım. Geçen 9 yıl içinde hep sokakta çalıştım ve mağdur vatandaşlarla birebir temasta oldum. Birçok birimde başarılı işlerin altına imza attım ve onlarca takdirname ve başarı belgesine sahibim. Babam 17 yıllık meslek hayatında 17 yıllık eşyayla yaşattı bizi. O şehit olduğunda biz hala Artvin’de alınan eşyalarla yaşıyorduk. Ben Cinayet Şube’de 7 yıl çalışmış bir babanın oğluyum. Art niyetli bir insan olsaydı, bizim bankada paramız, altımızda arabamız ve evimiz olurdu. Eşyalarımız da yeni olurdu. Namuslu, dürüst ve başkasının cebinde gözü olmayan bir adamdı babam. Madem öyle, ben de bu bayrağı teslim alıp bu işi hakkıyla yapacağım dedim. Babam ne ise ben de onu yapacağım. Çırak ustayı geçmezse eğer, sanat olmaz. Benim için dürüstlük çok önemli ve kanunsuzluğun sonuna kadar karşısındayım. Benim babam şehitlik mertebesine ulaşmış bir insan olduğundan bunun vermiş olduğu ekstra bir yük de var. O şana ve şerefe leke sürdürmemem lazım.

 

‘KARAKOLA BABAMIN ADI VERİLDİ’

 

Volkan Tanrıverdi: Benim annemin ismi Gülşen olmasına rağmen onu herkes gül diye bilir. Babamın anneme çok sık gül getirmesi de bu yüzdendi. Babam rahmetli olduktan sonra da annem her Cuma kabristanına gider. Oraların bakımını ve temizliğini yapar. Cuma günlerini buna ayırmıştır. Babam kendi ailesinde liderdi, etrafı tarafından çok sevilirdi. Annemin ailesi tarafından da sevilen bir damattı. En iyi evlattan da daha iyi bir evlattı. O yüzden hayatta olan bütün kardeşleri ve yakınları onu sık sık ziyarete gelirler. Hiç kimsenin gözünde hayattan gitmiş izlenimi yoktur. O bir yerlerden bizi izliyor. 14 -15 sene geçmiş olmasına rağmen bunları anlatırken bile dün gibi hatırlıyorum. Hayat sanki benim için dün bitmiş bugün yeni başlamış gibi o kadar yakın. Özel günlerde de annem ona gül götürür. O çiçekleri özel günlerine saklar. Doğum günü, evlilik yıldönümü, Şehitler Haftası, Polis Haftası gibi etkinliklerde özellikle bu çiçekleri babama götürür. 1999 yılında İzmir’de bir karakola açıladı ve bununla ilgili isim arayışına girdi teşkilatımız. Sonra babamın mesleğini onurlu, gurulu ve dürüst yapmış olmasından dolayı karakola Şehit Ayhan Tanrıverdi Karakolu adı verildi. Bu, harika bir his benim için. Devlet, daha önce ailemize Övünç Nişanı vermişti ve bu karakola babamın isminin verilmesi bizi daha da onurlandırdı.

 

‘OĞLUM DOĞDUKTAN SONRA DAHA DİKKATLİYİM’

 

Volkan Tanrıverdi: Bizim mesleğimiz gerçekten zor. Biz insanlar eğlenirken, dinlenirken, özel günlerini kutlarken hep orada olmak zorundayız. Çünkü işimiz bu. Bunu yapmak zorundasın ki insanların eğlencesine, mutluluğuna ve huzuruna gölge düşmesin. Benim işim yoğun olsa da mümkün oldukça oğluma vakit ayırmaya çalışıyorum. Benim eşim de polis. Oğlum Can doğduktan sonra, meslek hayatıma bakış açımda tabi ki değişimler oldu. Eskiden bir şeyin sonun görmeden hareket edebiliyordum ama şimdi bir şey yaparken daha çok dikkat ediyorum. Çünkü benim başıma bir şey gelse evladım babasız kalacak. Yaptığın işin ne olduğu önemli değil, anne veya babanın hayatta olmaması bir çocuk için çok zor. Hayatındaki planlarını tamamen oğluma göre ayarlıyorum. Bir olay olduğu zaman, çelik yelek giymem gerekiyorsa giyiyorum. Profesyonellik neyse onu yapmamız gerekiyor. Ne benim ne de başkasının başına bir şey gelsin isterim. Ben amir olduğum için bir ekibimden sorumluyum. Benim yapacağım yanlışın sonucu onlara da yansır. Bunun için profesyonel düşünüp, ekibimi ve kendimi korumak durumundayım.

 

‘EKİBİMDE VERİLECEK İLK CAN AMİR OLARAK BENİM CANIMDIR’

 

Volkan Tanrıverdi: Bizim işimiz insanların sorunlarını dinleyip çözüm getirmek. İnsanlarla ilgili çözüme ulaşmak istiyorsan empati kurmak zorundasın ki doğru kararlar verip doğru hareket edebilesin. An geliyor ki kendimi problemli bir aile içinde ve ailenin bireyiymiş gibi hissediyorum. Kişisel hayatıma da yansıyabiliyor bu. İnsanların sorunlarını çok derinde hissettiğim zaman bendeki etkisi çok büyük olabiliyor. Bir çocukla ilgili bir haber gördüğümde kendi çocuğuma bakış açım değişiyor. Polislik mesleğinin duygusal boyutu budur. Ölen, yaralanan ve zor duruma düşmüş insanlar görüyorsun. Bu durumda kendini çok iyi yetiştirmen gerekiyor ki doğru kararlar verebilesin. Başta vatandaşın canını, malını, ırzını korumak için, gerektiğinde canını veren polistir ve polisliğin ilk kuralı budur. Eğer başkalarının hakkına saygı duyulsa, insanlar önce kendine saygı duymuş olsalar ve her şeyi olabildiğince iyi yapabilmiş bize çok gerek kalmaz. İstenmeyen hadiseler olduğunda canını verecek insanlar yine biziz. Ben canını vermiş bir babanın oğluyum. Benim de bir ailem var ama gerekirse ben de canımı veririm. Hatta ben bir amir olduğum için, bir can verilecekse önce ben veririm. Önemli olan alnım açık ve gökyüzüne bakarak yürümemdir. Babamız bizi namerde muhtaç etmedi ve bizim boğazımızdan haram lokma geçmedi. Benim boğazımdan geçmediyse çocuğumun da boğazından geçmeyecek. Onu vatanına milletine hayırlı bir evlat olarak yetiştireceğim.

 

Ben Volkan Müdürü tanıdığımda, henüz omzunda tek yıldız taşıyan bir Komiser Muavini idi. Çok sıcak bir tavrı vardı ve aramızda güzel bir dostluk başlamıştı. Gün geldi karşılıklı tavla oynadık. Düğününde yanı başındaydım. Oğlu Can’ın doğduğu akşam ziyaretine gitmiştim. İyi ki böyle şerefli dostlara sahibim. Bana hikâyesini anlattığında, gözlerim dolu dolu onu dinledim. Böylesi şehitlerin yüzü suyu hürmetine bizler yataklarımızda rahat uyuyoruz. Onlar, aziz hatıraları önünde eğilmemizi sonuna kadar hak ediyorlar. Nurani istirahatgâhlarında, huzur içinde uyusunlar…

 

 

İstanbul Üniversitesi İletim Gazetesinde Yayınlanmıştır.(2012)

 

 

 

 

 

Please reload

Savash Porgham
Sosyal Medyadan Takip Edin
  • YouTube Social  Icon
  • Facebook Basic Black
  • Twitter Basic Black
  • Google+ Basic Black
Please reload