Haluk Şahin: "Gazetecilik Bir Şövalyelik Mesleğidir"

17/10/2012

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte, iletişime dair tüm ezberlerin bozulduğunu söylemek pek yanlış bir tespit olmaz. Eskiden gönderilen iletilerde daha çok kitle okuması söz konusuyken şimdi anında cevap veren bireysel alıcılar var. Gazete ve televizyonun kendine yeni roller aradığı bu yeni dünyada, gençler artık gazete okumuyor ve televizyon izlemiyor. Dünya onlara artık sadece ceplerindeki akıllı telefonlar kadar uzak. Teknolojik gelişmeler bazen her alanda ilerleme anlamına gelmiyor ve bazı kaygıları beraberinde getiriyor. Demokrasi ve basın özgürlüğü açısından değerlendirildiğinde, akıllara acaba sosyal medya, demokrasi kuramı içinde geleneksel medyaya yüklenmiş olan işlevleri yerine getirebilecek mi? sorusu geliyor. Gazeteciler Cemiyeti Meslek İlkeleri Komisyonu Başkanı, Uluslararası Basın Enstitüsü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesi, gazetecilik meslek duayeni ve Türkiye’nin ilk Kitle İletişim Doktoru olan Prof.Dr.Haluk Şahin, başta Türkiye ve dünyadaki değişim, sosyal medyanın etkinliği ve gücü, geleneksel medyanın akıbeti, basın özgürlüğü ve gazetecilik olmak üzere birçok konuda önemli tespitlerde bulundu.

 

 

 

-Türkiye’nin ilk Kitle İletişim Doktoru olmanız, bu alanda herkesten farklı bir misyona sahip olduğunuz duygusunu sizde uyandırıyor mu?

 

Prof.Dr.Haluk Şahin: Evet, Manevi olarak bunu hissediyorum. İnsan, yaşı ilerleyip meslek içindeki kıdemi arttıkça doğal olarak bazı sorumlulukların üzerine kaldığını hissediyor. Sizin alanınızdan biri vefat ettiği zaman sizin kalkıp konuşma yapmanız isteniyor çünkü siz o alanın büyüklerinden birisiniz. Aynı şekilde sizin alanınızla ilgili bir tartışma çıktığında insanlar sizin neler söyleyeceğinizi merak ediyorlar çünkü siz herkesten fazla o alanda bulunmuşsunuz. Tartışmalarda pozisyon almanız gerekiyor ve fikrinizi açıkça ortaya koymanız isteniyor. Benim hasbelkader Türkiye’nin ilk Kitle İletişim Doktoru olmam dolayısıyla, hem akademik hem de mesleki alanda bana ek bir takım sorumluluklar düştüğü kanaatindeyim. Bundan şikayetçi değilim çünkü ben mutluluğu “İnsanların sorumluluklarını sevmesine mutluluk derler” diye tabir ediyorum. Hayat bizim karşımıza belirli sorumlulukları getirir, eğer siz o sorumlulukları seviyorsanız onları iyi yerine getirip mutlu olursunuz. Ben bu dönemi meslek hayatım açısından anlamlı buluyorum ve sırtımda ağır bir sorumluluk olduğunu kabul ediyorum.

 

 

 

-Türkiye ve dünyada iletişim alanında ortaya çıkan değişimin ne olduğu ve hangi sonuçları beraberinde getireceğini açıklar mısınız?

 

Prof.Dr.Şahin: Kitle iletişiminde 19.yüzyıldan günümüze kadar pek çok değişim yaşandı ve sırayla birçok kitle iletişim aracı egemen oldu. Her gelen yeni mecra bir sarsıntı yarattı ve eski iletişim araçlarında bir güvensizlik krizine yol açıtı. Bir müddet sonra yeni bir denge oluştu; eski iletişim aracı kaybolmuyor ve geri planda başka bir role soyunuyordu. Yeni egemenin gölgesinde yeni bir iletişim ortamı oluşuyordu. İnternetin ortaya çıkış ve yayılması, başta yazılı basını destekleyen bir ivme yaratıyor çünkü gazete üretmek ve sayfa yapmak çok daha kolay hale geliyor. Ben 1987 yılında Hürriyet gazetesinde bu değişimi yakından yaşadım. Fakat zamanla internet, diğer iletişim araçlarına katkı yapıp hizmet eden bir araç olmaktan çıkıp kendi başına birtakım işlevler üstlenmeye başlıyor. Sadece gazetelerin internet sayfalarını değil, kendi başına habercilik yapan internet portallarını da görüyoruz. Derken internetin etkileşimli hale gelmesiyle işin için sosyal medya giriyor ve temel kavramlar baştan aşağı değişiyor. 21.yüzyılın egemen iletişim aracı-artık kitle demeye de gerek yok- internetteki sosyal medyalardır.

 

‘YAZILI BASIN ÇOK CİDDİ BİR KRİZLE KARŞI KARŞIYA’

 

Prof.Dr.Şahin: Yeni iletişim egemenliğini insanların kabul edip buradan yola çıkmaları gerekiyor. Artık her şey dijital ortamdadır ve bu diğer tüm mecraların yeni kral önünde selam duracakları anlamına gelir. Onunla işbirliği yapıp, yararlanıp ve hizmet etmek zorundadırlar. Şu an biz bu sancılı dönemi yaşıyoruz. Türkiye’deki yazılı basık-ki gerçek anlamda egemen basındır- özellikle kamuoyu oluşturma açısından çok ciddi bir krizle karşı karşıyadır. Gençler artık kağıt ve mürekkepli gazeteleri okumuyorlar ve gazeteler yeni okur kitlesi oluşturamıyorlar. Peki bu çocuklar hiçbir şey okumuyorlar mı? Tabii ki okuyorlar ancak artık bunu internet aracılığıyla yapıyorlar. Dijital teknolojinin akıllı telefonlarla bizim cebimize girmiş olmasıyla artık iletişimin cereyan ettiği ekran ve alan da değişti. Artık iletişimi büyük ekranlarla değil, gittikçe küçülen akıllı telefonlarla gerçekleştiriyoruz. Bu olgu her şeyi değiştiriyor.

 

‘SOSYAL MEDYA: KİTLESEL OKUMA YERİNE BİREYSEL ALICI’

 

Prof.Dr.Şahin: Şu an sosyal medya ve internetin egemen olmasıyla birlikte, eski iletişim araçlarının kendine yeni bir rol bulma arayışında oldukları bir dönemdeyiz. Eğer bu rolleri bulamazlarsa çok marjinal köşelere itilebilirler. Yeni iletişim araçları öyle yenilikler sunuyor ki eski muhafazakar argümanlar geçerliliğini yitiriyor. Dünyada büyük bir değişim var, bunu görmezden gelemeyiz ama değişimlerin hepsi ilerleme anlamına gelmez. Eski medyaların özellikle gazetenin demokrasi kuramı içinde vazgeçilmez bir yeri vardır. Çünkü demokrasinin temel ihtiyaçlarından bazılarını bu medyaların karşılayacağı varsayılıyordu. Halka bilgi ve tartışma platformu sağlayacağı, 4.güç olacağı, soruşturmacı gazetecilik vasıtasıyla gözcülük yapacağı vs gibi birtakım varsayımlar vardı. Şimdi ben bunu soruyorum: Acaba yeni medyalar, demokrasi kuramı içinde eski medyalara yüklenmiş olan işlevleri yerine getirebilecekler mi getiremeyecekler mi? Bunu tartışmak gerek çünkü nitelikleri ve biçimleri de değişiyor. Artık kitlesel okuma yerine bireysel alıcı olma olayı gelişiyor. Artık mesaj alıcısı cevap da veriyor ve bu müthiş bir demokratik potansiyel yaratmakta.

 

‘KONVANSİYONEL MEDYA ARTIK SOSYAL MEDYANIN BİR UZANTISI’

 

Prof.Dr.Şahin: Sosyal medya çok güçlü ve gittikçe daha da güçleniyor. Sosyal medya, başlangıçta konvansiyonel medyanın bir uzantısı gibi görülmüştü ancak son gelişmeler konvansiyonel medyayı sosyal medyanın bir uzantısı haline getiriyor. Dünyada artık asıl olan Facebook ve Twitter’dır. Diğer medyalar bunlara malzeme sağlayıp uzantı haline dönüyorlar. Amerika’da yapılan araştırmalar gösteriyor ki; sosyal medyanın bu paylaşımcı özelliği dolayısıyla, konvansiyonel medyanın izleyicisi ve okuru artıyor. Özellikle yarışma türü programlarda insanlar sosyal medya üzerinden birbirlerini yönlendiriyorlar. Sosyal medya çok iyi bir haber mecrası haline de geldi ve bu bağlamda “Yurttaş Gazeteciliği” somut olarak gözleniyor. Bu bakımdan dünyada yeni dönemin egemen gücü sosyal medya ve onun uzantılarıdır.

 

 

 

-Sizce gazetecilik mesleği gerçekten ölüyor mu? Geleneksel medya, yeni medya düzeni karşısında daha ne kadar ayakta kalabilir?

 

Prof.Dr.Şahin: Gazeteciliğin demokratik işlevlerini yerine getirip getiremeyeceği konusunda kaygılıyım.Yeni medyaların demokratik ihtiyaçları ne kadar karşılayabileceğine yönelik de henüz dünyada verilebilmiş net bir cevap yok ancak göstergeler epey kaygı uyandırıyor. Bir de gazeteciliğin demokratikleşmesi olgusu var. Yeni düzende gazetecilerin “Eşikbekçiliği” yetkisi ellerinden tamamen gidiyor ve bunu göz ardı etmemek gerekiyor. Eskiden yurttaştan muhabire oradan editöre haber gelirdi ve editör haberin değerlendirmesini yapardı. Ancak şu an yurttaş neyi isterse haber olarak yazabiliyor. Gazetecilik etkinliğinin öleceğini zannetmiyorum çünkü insanlar meraklılar ve öğrenmek istiyorlar. Tam tersine kaliteli enformasyona ihtiyacın gitgide arttığı bir dönemde yaşıyoruz. Eğlencenin ağırlık kazandığı buna karşın medyanın bilgilendirme işlevlerinin geriye itildiği bir döneme girebiliriz ve bunun sinyallerini epey bir zamandır alıyoruz. Peki, neden böylesi bir eğlence egemen bir düzen ortaya çıktı? Bunun sebebi kapitalist ekonomilerin, büyük balık küçük balığı yutar mantığının sonucudur.

 

-Türkiye’de şu an basın ne kadar özgür ve “İfade Özgürlüğü” ile “Demokrasi” birbirine ne kadar bağlı?

 

Prof.Dr.Şahin: Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü açısından karanlık bir dönemden geçtiğini söyleyebilirim. Bu konuda hakşinaslık adına 2 ayrı resme bakmakta yarar görüyorum; Birincisi, günümüz Türkiye’sinde tartışma gündemi ve alanı oldukça genişlemiş durumda. 1970-90 yılları arasında konuşamadığımız şeyleri 2000’li yıllarda konuşabilir olduk. Bu, iyi bir kazanımdır ve bu bağlamda Türkiye ilerlemiştir. İkincisi, habercilik faaliyetleri açısından baktığımızda, Türkiye’nin karanlık bir dönemden geçtiğini tereddütsüz söyleyebilirim. Bunun da göstergesi şu an tutuklu olan gazetecilerin sayısıdır. Demokratik ülkelerde, gazetecilerin kaynakları ve notları gizli ve koruma altındadır. Gazetecilerin işlerini iyi yapıp demokrasiye hizmet edebilmesi için kaynakları kesinlikle açıklanmaz. Hatta kaynaklarını açıklamadığı için hapse giren gazeteciler var. Gazetecinin korunması aslında demokrasinin korunmasıdır ve bunu sağlamak gazeteci için bir ayrıcalık yapmak değildir. Bunun dışında, Türkiye’de egemen medyaya uygulanan büyük vergi cezaları sonucunda, basın büyük bir otosansür gölgesi altında kıvranıyor. Artık basında hakim olan refleks “Aman şuna dokunmayalım” “Aman şunu görmeyelim” refleksidir. Bu demokrasi açısından büyük bir sorun. Demokrasinin iyi işlemesi biz gazetecilerin görevidir. Gazetecilik, şövalyelik ve romantik bir meslektir. Ancak yapılan işe inanınca anlam kazanan bir meslektir. Neredeyse kutsanacak özelliklere sahip olan bu meslek ayaklar altına alınmış ve çiğnenmektedir. Basın özgürlüğü ve gazetecilik demokrasinin oksijenidir ve eğer hayatı bir oyun sayarsak, gazeteci o oyunun sürekli ilk sıralarında olan biridir.

 

 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi İletim Gazetesi- 2012

Please reload

Savash Porgham
Sosyal Medyadan Takip Edin
  • YouTube Social  Icon
  • Facebook Basic Black
  • Twitter Basic Black
  • Google+ Basic Black
Please reload