Muhammed Nur Doğan'la Şair Osmanlı Sultanları Üzerine

13/09/2012

Şair Atilla İlhan'ın "Divan şiirini şöyle bir kenarından öğrenmeye çalıştım ve sonra şairliğimden utandım" sözü, Osmanlı sultanlarının divan şiirine neden bu denli önem verdiğini açıklıyor aslında. Divan şiiri gerçekten de milli hayatımızın "Kozmik Odası".

 

Tarihin bize aktardığı kadarıyla, 36 Osmanlı sultanı arasında şiir yazıp divan tertip edecek kadar edebiyata hakim olan neredeyse 30 sultan var. Osmanlı sultanlarından geriye divan şiiri geleneği altında, derin bir tasavvufi ve beşeri aşk, felsefe, mitoloji ve estetik değerler gibi olgular baki kaldı. Gelin bu geleneğin detaylarını İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Muhammed Nur Doğan'dan öğrenelim.

 

 

 

-Bilindiği kadarıyla, Osmanlı hanedanı arasında şiir yazıp divan tertip etmiş birçok sultan var. Osmanlı’nın bu denli sanata yakın duruşunun sebepleri sizce nelerdir?

 

Prof.Dr.Muhammet Nur Doğan: Osmanlı, büyük bir cihan devletiydi. Yani, zamanının Amerika’sı yada İngiltere’si gibi bir dünya devleti. Özellikle Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethinden sonra, bir aşiret devletinden bilinçli bir şekilde bir cihan devletine doğru yol aldı ve kendini Roma hükümdarı olarak ilan etti. Doğu Roma’yı aldıktan sonra, Bizans hükümdarı unvanını kullandı ve ardından Batı Roma’yı da alarak bir dünya devleti kurma niyetindeydi. Bunu şiirlerinde de mecazi bir biçimde ifade eder. Osmanlı, birçok din, kültür ve medeniyet geleneği üzerine kurulmuş bir devletti. Yani, Osmanlı sadece bir Türk ve İslam devleti değildi, bütün dinleri, kültürleri ve ırkları kapsayıp sahiplenmiş ve bir adalet devleti olarak kurulmuş.

 

Büyük bir devlet olabilmek için sadece askeri kuvvet yetmez. Büyük bir siyasi güce sahip olunmalı ve bunun için kültürel, düşünsel, ekonomik, sosyal güçlere ihtiyaç var. Bu nedenle Osmanlı, özellikle 16.yüzyılda, her alanda gelişiminin ve kudretinin doruğuna ulaşmış, güçlü hamleler yapan bir cihan devletiydi. Dilde, sanatta, felsefede, edebiyatta, düşüncede ve musikide güçlüydü. Şehzadeler, sarayda çok gelişmiş bir edebiyat ve musiki ortamında yetiştiriliyorlardı çünkü büyük bir devlet sahibi olabilmenin yolu bu dallarda gelişmekten geçtiğini biliyorlardı.

 

OSMANLI SULTANLARI, DİN-TASAVVUF, BİLİM-FELSEFE, MİTOLOJİ-TARİH-HAYAT BİLGİSİ VE ESTETİK DEĞERLER SİSTEMİNDE DİVAN TERTİP ETMİŞLERDİR

 

Prof.Dr.Muhammet Nur Doğan: Divan tertip etmiş Osmanlı sultanları, şiirlerini din-tasavvuf, bilim-felsefe, mitoloji-tarih-hayat bilgisi ve estetik değerler sistemi olarak 4 ana başlıkta yazmışlardır. Zannedildiği gibi sadece İslam dini ve tasavvufu değil, İslam’dan önceki Şamanizm, Mitra felsefesi, Brahmanizm, Hindu geleneği, Zerdüştlük, Paganizm, Mezopotamya felsefesi ve astrolojisinden gelen efsaneler, Yahudilik ve Hristiyanlık etkileri de vardır. Bu geniş kültür havuzundan beslenen sultanlar ve şehzadeler, divan şiiri geleneğinde beşeri aşk ve tasavvufi aşkı birbirine paralel yürütmüşler ve bazen bunları birbirinden ayırmak neredeyse imkansızdır. Sultanlar medreseden ve İslam usulleriyle yetiştikleri için, Arapça ve Farsça’yı çok iyi biliyorlardı. Birinci derecede kaynakları İslam dini, Kur’an, hadis, fıkıh, kelam ve tefsir gibi İslami bilgi dallarıdır.

 

-Osmanlı sultanları en çok hangi dillerde şiir yazmıştır ve bunun sebepleri nelerdir?

 

Prof.Dr.Muhammet Nur Doğan: Osmanlı sultanlarını diğer tüm şairlerden ayırmak mümkün değil. Osmanlı divan ve klasik edebiyat şairleri Türkçe, Farsça ve Arapça dillerinde şiir yazmışlardır. Eski tabirle buna Elsine-i Selase derler. Bizim için önemli kaynaklar olan ve divan şairlerinin eserlerinden ve hayatlarından bahseden Şuara tezkirelerinde, şair için “Elsine-i Selase de şairdi” tabiri kullanılır, yani belirttiğimiz 3 dilde şiir yazmıştır anlamına gelir. Tabii ki şairlerin tamamının 3 dilde şiir yazdığı söylenemez ama bazılarının ayrı ayrı Türkçe, Farsça ve Arapça divanları vardır. Bazılarındaysa divanın çoğu Türkçe’dir ancak içinde Farsça yazılmış gazeller, kasideler, beyitler ve Arapça şiirler bulunur. Örneğin Yavuz Sultan Selim Hanın(Selimi) Farsça divanı vardır. Kanuni Sultan Süleyman(Muhibbi), divan tertip eden sultanlar arasında en fazla şiir yazan, en kapsamlı ve hacim divana sahip ve divanında 3 bin 200’e yakın gazel bulunur. Bu divanda da Farsça gazel ve beyitler bulunuyor. Fatih Sultan Mehmet’in(Avni) divanını ben şerh ettim. Orada da Farsça ve Arapça beyitler bulunur.

 

İranlılar Müslüman olduktan sonra, divan şiirinin geleneğini Araplardan aldılar. Osmanlıda divan şiiri geleneğini İranlılardan aldı. Divan şiirindeki ilk örneklerimize, İran şiir üstatlarını taklit ederek başladık ve onlara nazireler yazdık. Daha sonra kendi bağımsız şiirimizi ürettik. Osmanlı hayat biçiminin şiire kattığı mefhumlar ve kavramlarla, divan şiirini kendimize has bir şekle dönüştürdük. İşte Osmanlı şairleri bu geleneği sürdürdükleri için Arapça ve Farsça şiirler yazdılar. 3 dilde şiir yazabilmek, şairlerin büyüklüğünü ve gücünü ortaya koyar ama Türkçe şiirleri çok daha güçlüdür.

 

-Şair sultanlar kullandıkları mahlaslarını neye göre seçmiş olabilir ve bu mahlasların sultanların kalemine yansıması ne doğrultuda oldu?

 

Prof.Dr.Muhammet Nur Doğan: Fatih Sultan Mehmet, Avni mahlasını seçmiştir. Avni, yardıma mahzar olan, muhtaç olan demek. Tabii ki Fatih Sultan Mehmet, savaşlarda be toplumu yönetmek

te Allah’tan yardım diler. Büyük ihtimalle bu mahlası seçmesindeki sebep, Allah’ın yardımına her zaman ihtiyacı olduğunu belirtmektir. Bu olgu şiirine çok fazla yansımıştır ve Allah’ın yardımına mahzar olmuş biri olduğunu şiirlerinde dile getirir. Avni, büyük bir padişah olmasına rağmen, yazdığı şiirlerde hep tasavvufi aşkı anlatan bir derviş kimliğiyle karşımıza çıkar. Kanuni Sultan Süleyman ise Muhibbi mahlasını kullanmıştır ve bu sevgi kökünden gelen bir kelimedir. Bilindiği gibi Kanuni, Hürrem Sultanla arasında olan aşkla da çok meşhurdur. Ona yazdığı şiirlerde ve karşılıklı mektuplarında, çok güçlü bir aşk duygusunu yansıtır. Kudretli bir padişah oluşu şiirlerini etkilemiştir ancak parlak olan aşktır.

Cem Sultan kendi ismiyle şiirler yazmış. Sultan Mehmed, II. Selim, Şehzade Mustafa, Şehzade Cihangir ve III.Ahmet Adni(Cennette bir makam sahibi), I.Ahmet Bahti(Talihli kimse), II.Osman Farsi(Farsça ve İran’la ilgili), IV.Murad Muradi(Arzu edilen kişi),II.Mustafa İkbali(Bahtı açık olan), III. Ahmed Necib (Soyu ve nesli temiz) III. Mustafa Cihangir ( Meşhur), III. Selim İlhami (İlhama nail olan), II. Mahmud Adli (Adâlete mensup) mahlaslarını kullanmışlar. Mahlas seçiminin nedeni konusunda sadece tahminler yürütebiliriz, dönemsel öncelikler ve etkiler olabilir.

 

KALEMİ EN KUVVETLİ OLAN ŞAİRLER FATİH SULTAN MEHMET VE KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

 

Prof.Dr.Muhammet Nur Doğan: Avni ve Muhibbi, kalemi en güçlü olan Osmanlı padişahlarıdır. Her ikisi içinde üçüncü sınıf şair tabiri kullanılmıştır ancak ben buna katılmıyorum. Kanuni’nin divanıyla ilgili kapsamlı incelemeler henüz yapılmış değil. Avni’nin divanını ben “Fatih Divanı Ve Şerhi” adlı bir kitapta açıkladım. Bu kitap Eminönü Belediyesi tarafından basıldı ve yıllardır okunuyor. Edebi ve estetik açıdan bu Fatih Sultan Mehmet’in divanını incelediğimde, neredeyse birinci sınıf şairler arasına girebilecek kadar güçlü şiirleri var. Birde padişah olarak zamanlarının kısıtlı olduğu düşünülürse, çok güçlü yetiştirildikleri ortaya çıkıyor. Anadolu’daki şehzadelik dönemlerinde, önemli şairler, bilginler ve siyaset adamlarıyla birlikte yetişiyorlardı. Böyle güçlü şairleri üçüncü sınıf olarak değerlendirmek çok yanlış. Bu şairler birinci sınıf şairler arasında sayılabilecek şiirler yazdılar.

 

-Bilindiği kadarıyla, II. Mahmud’un kızı Adile sultan, divan tertip etmiş tek kadın hanedan mensubudur. Sizce Osmanlı’da kadın sultanların şiire yönelimi neden daha az olmuştur?

 

Prof.Dr.Muhammet Nur Doğan: Osmanlı sultanları ve saray insanları dışına çıkarak divan şiirine baktığımızda, azımsanmayacak kadar kadın şair vardır. Birde, ataerkil bir toplumda kadınların yüklendiği sosyal fonksiyonlar erkeklere oranla daha azdı. Bunun şiire yansıması aynı derecede olmuştur. Osmanlıda kadın ne kadar sosyal hayatın içinde olmuşsa şiirin içinde de o kadar bulunmuş. Ayrıca, şiir yazmak ve divan tertip etmek farklı şeylerdir. Sağda solda toplanıp divan haline getirilmemiş şiirleri hesaba katarsak, bırakın sultanları saraydaki cariyeler ve halayıkların şiir yazdığı sözkonusu. Divanları yok ancak birçok toplanmamış şiirleri var. Divan şiiri, sadece özel bir sınıfın edebiyatı değildir, her meslek kesiminden ve hatta okuma yazma bilmeyenler arasından bile iyi şairler çıkmıştır.

 

DİVAN ŞİİRİ, BİZİM MİLLİ HAYATIMIZIN “KOZMİK ODASI”DIR

 

Prof.Dr.Muammet Nur Doğan: İstanbul Üniversitesi’nde, klasik edebiyat yada divan edebiyatı alanında, başlıca 3 sahada çalışmalar yapıyoruz. Birincisi eski el yazması kitaplar üzerinde. İÜ Eski Eserler Kütüphanesi’ndeki binlerce kitap ve eser var. Bunlar II.Abdülhamit’in Yıldız Sarayı’ndaki kütüphanesinden Atatürk tarafından İÜ’ye bağışlanmıştır. Burası dünyanın en önemli eserlerini barındıran çok önemli bir kütüphanedir. Süleymaniye’deki 60 bin yazma eser, Nurosmaniye Kütüphanesi, Üsküdar Selimağa Kütüphanesi, Ayasofya Müzesi kütüphanesi,Yıldız ve İstanbul’un değişik yerlerindeki kütüphanelerde, Konya, Eskişehir, Tokat, Erzurum ve Anadolu’nun tüm kültür muhitlerinde yazma divanlar var. Bu divanları biz öğrencilerimize yüksek lisans ve doktora tezleri olarak veriyoruz. Dijital ortama aktarılmış olan bu divanları, eski Türkçe harflerden Latin harflere çevirip üzerlerinde çalışmalar yapıyorlar. Daha sonra, divanları yazılmış diğer nüshalarıyla karşılaştırıp, “Edisyon Kritik” dediğimiz işlemi yapıyorlar. Tam ve eksiksiz divanI çıkartıp, transkripsiyon harfleriyle kayda geçiriyorlar. Elde bulunan kaynaklardan, şairlerin hayatları ve eserleriyle ilgili araştırmalar yapılıyor.

 

İkincisi ise, neşredilmiş ve yayınlanmış bu divanların üzerine kültürel, sosyal, dil, edebiyat ve estetik açıdan değerlendirmeler yapmak ve içindeki dil-kültür malzemesini deşifre etmek. Buradan hareketle, dönemin sosyal ve kültürel hayatından bilgileri ortaya çıkarabiliyoruz. Biz bu çalışmaya “Şerh” diyoruz. Buradan, divan şiirinde aşk, nefret, şarap, İslam gibi konuları araştırıyoruz.

 

Üçüncü çalışma alanımız ise divan şiirinde şiir felsefesidir. Divan şiirinde çok güçlü bir felsefe var. Dünyada bu kadar şiir felsefesini içeren başka bir şiir geleneği yok. Maalesef bizler bunu anlamayıp üstünde durmuyoruz. Şiirin bir Poetikası var, yani şiirin felsefesi. Başta Nef’i olmak üzere şairler, yazdıkları beyitlerde bu şiir felsefesini yansıtmışlardır. Ayrıca, divan şiirinin metinlerinden hareketle ansiklopedik bir kültür sözlüğü üzerinde çalışıyoruz. Bu çok önemli çünkü divan şiiri Osmanlı hayatıyla alakalı bilgiler içerir. Bu bilgi bize intikal etmedi çünkü Tanzimat ve harf inkılabıyla birlikte divan şiirinin kültürü ve dilinden koptuk. Divan şiirini gençlerin büyük bir alakası doğdu ve bu çok sevindirici. Atilla İlhan gibi büyük şairlerimiz, divan şiirinin çok önemli olduğunu vurguladılar hep. Atilla İlhan’la çok yakın ilişkide olan bir öğretim üyesi dostum geçen gün kendisinden şu sözü nakletti:

 

“Divan şiirini şöyle bir kenarından öğrenmeye çalıştım ve sonra şairliğimden utandım.”

 

Divan şiiri işte böyle bir felsefe, kültür, edebiyat ve bütün değerlerin kayıt altına alındığı çok güçlü bir gelenek. Bence divan şiiri bizim milli hayatımızın “Kozmik Odası”dır.

 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi İletim Gazetesi

 

 

Please reload

Savash Porgham
Sosyal Medyadan Takip Edin
  • YouTube Social  Icon
  • Facebook Basic Black
  • Twitter Basic Black
  • Google+ Basic Black
Please reload