Sosyal Medya: Sanal Cesaret Ve Hipergerçeklik

29/08/2013

 

19. yüzyıldan itibaren kitle iletişimi hızla yol aldı ve “kitle” kavramı önem kazandı. İnternet ve ardından interaktif sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte, “kitle” kavramı artık bambaşka anlamlar taşıyor bizler için. İnsanlar Facebook ve Twitter hesaplarının kalabalık kitleler tarafından takip edilmesini istiyorlar. Hatta bu işte yeni trend “Bas parayı al takipçiyi”. Twitter kullanıcıları ödedikleri paralarla istedikleri kadar takipçiyi hesaplarına yükletebiliyorlar artık. Bu çılgınlık! Sosyal medya mecrası asıl rolünden uzaklaştırılıp “Kültür Endüstrisi” hizmetine sokuluyor ve insanların “tüketici” bireyler olarak kalması sağlanıyor. Bu iş için de insanları en yumuşak yerinden vuruyor sistem: Takipçi sayısı egosu!

Günümüzde Twitter ve Facebook sayfalarının binlerce kişi tarafından takip edilmesi, insanlarda kendilerini “Özel statü” sahibi hissetme psikolojisi yaratıyor. Sanal ortamda, para karşılığında hesaplarına yüklettikleri ve hiçbirini tanımadıkları takipçilerle kendilerini “Sosyal medya imparatoru” olarak görenler var. Bu ne demek? “Ben istediğimi yazarım, istediğime çatarım, istediğimi linç ederim, istediğimi itibarsızlaştırırım, istediğim konuda istediğimi pervasızca söylerim çünkü ben sosyal medyada imparatorum!" Evet, göründüğü gibi sosyal medya artık yepyeni imparatorlar yaratmış durumda: “Klavye başı kıytırık imparatorlar ve imparatoriçeler”. Bu insanlar normal hayatlarında silik, toplumsal çevrelerinde söz sahibi olmayan, kompleks sahibi ve en önemlisi yalnızken mental ve fiziksel olarak güçsüz olan kişilerdir. Gerçek hayatta söylemeye cesaret edemedikleri her şeyi klavye başına geçince pervasızca yazıyorlar. Bu insanların hepsi “Sanal cesur”. Sosyal medyada bu denli hakaret, küfür ve nefret söyleminin sebebi nedir ve nasıl açıklanabilir? Burada Fransız düşünür Jean Baudrillard’ın “Hipergerçeklik” ve “Simülasyon” kavramlarına bir göz atmak gerekiyor. Baudrillard, “Hipergerçeklik” kuramını şöyle açıklar: “Gerçeklik çökmüştür ve bugün sadece imgeden, yanılsamadan ya da simülasyondan ibarettir. Model temsil ettiği varsayılan gerçeklikten daha gerçektir. Hipergerçeklik, çoktan yeniden üretilmiş olan şeydir ve kökeni ya da gerçekliği olmayan bir gerçeğin modelidir.” 

Jean Baudrillard’ın bu modeline göre, birilerinin dolayımından geçen iletiler medya okuryazarlığı açısından yetersiz olan kitlelerde hipergerçeklik, sanal olarak gerçeklikten daha gerçek algısına yol açıyor. Baudrillard’ın bu modeli sosyal medyanın kullanıcıları üstünde yarattığı etki açısından değerlendirildiğinde, nasıl bir tablo görülüyor? Sosyal medyada sanal olarak yüzlerce hattata binlerce takipçisi olan kişiler, hele ki bu takipçileri para ile satın almışlarsa, bir hipergerçeklik ya da simülasyon etkisine mi maruz kalıyorlar? Reel yaşamda herhangi bir sosyal statüsü olmayan, genelde silik ve önemsenmeyen, karakter zafiyetli ve korkak kişiler, klavye başına geçip sosyal medyadaki sanal takipçilerini görünce, bir “ego patlaması” yaşıyorlar. Bu kişiler gerçek ve sanal kavramların ayrımına varamıyor, komplekslerini rastgele küfür ve hakaret ederek bastırmaya çalışıyorlar. Bu kişiler düşman bellediği birine karşı pervasızca yazıp çizmeye başlıyor ve tüm kinini klavye tuşlarına akıtıyorlar. 

Sosyal medyada takip ettiğim kadarıyla hakaret ve küfre en çok maruz kalan ünlülerin başında şüphesiz Terzi Yamağı Barbaros Şansal geliyor. Ağustos ayının ilk 17 gününde Şansal’ın twitter hesabında retweet ettiği karşı söylemleri tek tek incelemem ne denli haklı olduğumu kanıtladı. 81 retweetten sadece 23’ü küfür içermiyor ve eleştiri sınırları içinde, diğerleri ise çok ağır küfür ve hakaret içerikli. Barbaros Şansal’a hakeret edenlerin biri hariç tümü erkek, söylemleri homofobik ve eşcinsellik üzerine. Yani amaç eleştiri değil, direkt hakaret ve küfür. Şansal'a küfredenlerin profilleri incelendiğinde, hepsinin dini tandansı yüksek kişiler olması da ayrı bir ironi ve araştırma konusudur. Tek bir örneğin bu denli şaşırtıcı hakaretlere maruz kaldığı düşünüldüğünde, günde 65 milyar tweetin atıldığı bir mecrada özdenetim ve bir takım önlemler alınması elzem değil mi?

Sosyal medya ve diğer interaktif internet mecralarında bir denetim mekanizması olmalıdır. Bunu sansür ve ifade özgürlüğünü kısıtlamak olarak görmeyenlerdenim. Herkes dilediğini yazmak ve insanların onurunu ayaklar altına almak lüksüne sahip olmamalı. Eleştiri sınırları içinde verilen her tepki haktır ancak insanlara oturduğu yerden küfredenlere ceza da müstahaktır. Bu bağlamda, yasal bazı önlemler almak tek başına yeterli olmayabilir. İnsanları özellikle medya okuryazarlığı konusunda eğitmek, sosyal medya ve diğer interaktif mecralrdaki bilgi niteliği ve nefret söylemini pozitif olarak etkileyeceği kanısındayım. Yasal kısıtlamadan ziyade bir zihniyet değişimi kaçınılmazdır.

 

Açık Gazete- 29.08.2013

 

Please reload

Savash Porgham
Sosyal Medyadan Takip Edin
  • YouTube Social  Icon
  • Facebook Basic Black
  • Twitter Basic Black
  • Google+ Basic Black
Please reload