Murat Pazarbaşı’nın Perspektifinden Soma Faciası ve Afet Gazeteciliği

23/05/2014

Soma’da meydana gelen maden faciasında 301 madenci hayatını kaybetti ve bu olay madencilik tarihine kara bir leke olarak kazındı. Pek çok basın mensubu olayın ilk saatlerinden itibaren bölgede çok zor şartlar altında çalıştı. Bir gazeteciden nesnel bir bakış beklenir ancak toplumsal infial yaratan ve can kaybının çok fazla olduğu olaylarda, insani boyuttan dolayı salt habercilik refleksini korumak çok zordur. Soma’da madenden çıkan her naaşla birlikte, tekrar tekrar yaşanan duygu yoğunluğunun bir gazeteciye yansımaması mümkün değil ve habercilik refleksi bazen geri planda kalabiliyor. Nihayetinde gazeteciler de birer insan ve duygusal açıdan herkes gibi kırılmalar yaşamaları kaçınılmaz.

 

CNN Türk Başbakanlık muhabiri ve gazetecilik akademisyeni Murat Pazarbaşı da Soma faciasının yaşanmasına müteakip bölgeye giden gazetecilerden biri. Günlerce çok önemli haberlerin altına imza atan Murat Pazarbaşı, madenci yakınları ve kurtarma ekibiyle konuşmakta zorlandığının altını çiziyor. Başbakanlık muhabiri olması hasebiyle, başta Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere, pek çok siyasinin Soma ziyaretlerini yakıdan izleyen gazetecilerden biri. Başbakan Erdoğan’a yönelik yapılan protestoyla ilgili çarpıcı bir de tespiti var : “Halkın protestosu çok ciddi bir olaydı. Uzun zamandan beri böyle bir kalabalığı Başbakan'ı protesto ederken görmemiştim!”

 

Kıymetli meslektaşım Murat Pazarbaşı’yla Soma faciası ve Afet Gazeteciliği başta olmak üzere pek çok konuda konuştuk. Gelin, konunun detaylarına bir de O’nun perspektifinden bakalım…

 

 

 

 

 

 

 

-Soma’ya facia sonrası görev için ayak bastığınız ilk anlarda, orada yaşananlara dair izlenimleriniz nelerdir? 

Murat Pazarbaşı: Sabah erkenden olayın olduğu madene gittiğimizde oldukça kalabalık bir alan gördüm. Kurtarma çalışmaları devam ediyordu. Özellikle ocağın ağzında oldukça kalabalık bir ekip vardı. Gerek arama kurtarma ekipleri gerekse gazeteciler ve işçilerin yakınları herkes perişan haldeydi. Bir yandan içeriden hayatını kaybeden işçiler çıkarılıyor, peşinden yakınları ambulansa binmeye çalışıyor. Binemeyenler koşarak ambulansın peşinden gidiyordu. Özellikle dikkatimi çeken üzerleri örtülen işçilerin yakınlarının feryadı ve tepkisiydi. Çünkü çıkarılan işçi kendi aile bireyi mi değil mi? Anlamak için müthiş bir çaba gösteriyorlardı. Arama kurtarma ekibindekilerle zaman zaman tartışıyor ve battaniyeyi kaldırarak ucundan cesedi tanımaya çalışıyordu. Her ambulansın ardından ayrı bir hikaye, ayrı feryatlar ama ortak bir acı aslında morga gidiyordu. İlk anda olayın ne kadar vahim olduğunu o gördüklerim yaşattı. 

-Madenci aileleriyle ilgili izlenimleriniz nelerdir, görev esnasında onlarla ilgili sizi en çok etkileyen ve aklınızda kalan bir olay ya da detay var mı? 

Murat Pazarbaşı: Hepsinin gariban olması ilk anda onu gözlemledim. Yani bir hanede sadece o an madende olan birey çalışıyor. (Çok nadiren belki baba-oğul şeklinde) Bir maaşla geçinmeye çalışan 4-5 nüfuslu aileler. Yokluk, zor şartlar ama herşeye rağmen hayata karşı dimdik durmayı başaran aileler vardı. Mütevazı, en üzgün anlarında bile saygılı insanlar gördüm. Anadolu insanının misafirperver halini en zor anlarında bile sergileyen insanlarla tanıştım. Beni en çok etkileyen olay. Madenden en son çıkarılan işçiler arasında yer alan (adını hatırlayamıyorum) bir babanın yine madenci olan iki oğlunun madenden hiç ayrılmamasıydı. Son ana kadar bir ümitle beklediler. Onlarla konuştuğum zaman ise faciadan sağ kurtulan bir çok işçi gibi yine madene dönmek zorunda olduklarını söyledikleri an hakikaten çok çaresiz hissettim. Yaşadıkları yokluk ve babalarını kaybetmiş olmalarının ötesinde yeniden o madene girecek olmalarını anlatırken gözlerindeki o çaresizlik ve yardım bekler halleri ben çok etkiledi. Bir de bir işçinin madende kurtarma çalışmaları sırasında anlattığı hava borularının içeride kalan işçiler tarafından nefes almak için dişlenmesi aklımdan hiç çıkmıyor. Yanı o boruyu koparıp nefes almaya çalışmaları sanki orada yaşamışım gibi aklımdan gözümün önünden uzun süre gitmedi.

 

 

-Böylesi infial yaratan ve acının büyük olduğu olaylarda salt habercilik refleksini korumak zor. Soma’daki duygu yoğunluğu arasında, insani yönünüzün habercilik refleksinizi etkilememesi için nasıl bir motivasyonunuz vardı? 

Murat Pazarbaşı: Öncelikle bir görev için oradasınız. Tabi ki ortada çok vahim bir tablo var. Feryat eden aileler cansız bedenler ancak siz o durumda tüm metanetinizle önünüzden o cansız bedenler geçerken yayın yapmak durumunda kalıyorsunuz. İster istemez bu işinize yansıyor yani sesinize belki seçtiğiniz kelimelere.. İnsan kendi kendime bir otokontrol mekanizması geliştiriyor. Hepimiz öncelikle insanız. Ve kendinizi o insanların yerine koyuyorsunuz. Ona göre bir tavır geliştiriyorsunuz. Bir yandan da kamunun haber alma görevini yetirmeye çalıştığınızı göz önüne alıyorsunuz. Orada bir görev için bulunduğunuzu ve her şeye rağmen profesyönelce işinizi yapmaya gayret ediyorsunuz. Ama kendi adıma acılı ailelerle konuşurken oldukça zorlanıyorum ve olabildiğince kısa tutmaya, konuştuğum anlarda da acılarını paylaşmaya gayret ediyorum. 

-Soma’daki faciaya yönelik haberler hazırladınız, canlı yayınlar yaptınız. Orada habercilik açısından ne gibi problemlerle karşılaştınız ve sizi zorlayan noktalar nelerdi?

Murat Pazarbaşı: Şartlar zordu. Maden ve dağbaşı olması sebebiyle zaman zaman yayın yaptığımız noktalar bizi zorladı. Ancak en çok vefat eden işçi sayısı konusunda inanılmaz bir dezenformasyon vardı. Sayı sürekli farklı şekilde telaffuz ediliyor ve tabir yerindeyse her kafadan farklı bir ses çıkıyordu. Onun dışında acılı ailelerle konuşurken ya da kurtarma ekibinde yer alanlarla konuşurken zorlandım.

 

 

-Soma’da hem Başbakan’ın hem de Cumhurbaşkanı’nın ziyaretlerini yakından izlediniz ve basın toplantılarında sorular yönelttiniz. Özellikle halkın protestosu esnasında, onların oradaki ruh halini nasıl gördünüz? Halkın protestosuna dair aklınızda kalan ve kameralara yansımayan detaylar var mı? 

Murat Pazarbaşı: Halkın protestosu çok ciddi bir olaydı. Uzun zamandan beri böyle bir kalabalığı Başbakan'ı protesto ederken görmemiştim. O anda kimler madenci yakınları ya da hayatını kaybedenlerin yakınları anlayamıyorsunuz ancak oldukça net bir ifadeyle insanların Başbakan'ı o anda orada görmek istemediklerini hissettim. Zaman zaman Başbakanı protesto edenlerle, Başbakanı görmeye gelenler arasında tartışmalar yaşandı onların çok kameralara yansımadığını gördüm. Protesto eden bir kişiye bağıran onu oradan uzaklaştırmaya çalışan vatandaşlara şahit oldum. Başbakan'ın danışman kadrosundan bazı isimlerin kalabalıkta kalan makam araçları yerine polis arabalarıyla Akhisar'a gittiklerine de şahit oldum. 

-Muhabirlik kimliğiniz yanında bir de gazetecilik akademisyenisiniz. Bu bağlamda, Başbakanlık ve Parlamento Muhabirliğinin hem pratik hem de akademik yönüne vakıfsınız. Mesleğin bu alanının incelikleri nelerdir?


Murat Pazarbaşı: Aslında akademik yönünden çok bahsedemem. Bahsedersem çok deneyimli bu işin hakikaten akademik yönüne yıllarını vermiş büyüklerime ve meslektaşlarıma haksızlık etmiş olurum. Akademik kariyerimi belli bir noktada sonlandırmak zorunda kaldım. Ama muhabirlik her zaman uzun yıllar yapmayı istediğim bir iş. Ama akademik yönle ilgili söyleyebileceğim bu işin aslında alanda öğrenildiğidir. Yani akademik olarak kendinizi kişisel yönden geliştirebilirsiniz bir konuda uzmanlık sağlayabilirsiniz. Başbakanlık ve parlamento muhabirliği özünde çok farklı alanlar. Başbakanlık alanında yaklaşık 7 yıldır muhabirlik yapmaya gayret ediyorum. İncelikleri tüm alanlar için aslında haberi doğru tarafsız bir şekilde çabuk, eksiksiz kamuoyuyla paylaşmaktan geçiyor. Ancak Başbakanlık alanında hemen hemen çoğu konuya vakıf olmalısınız çünkü her an her konuda elinize haber gelebiliyor. Siyasetin yanı sıra diplomasi, sağlık, hukuk, ekonomi, spor hatta sanat tüm bu alanlar bir noktada gelip Başbakanlık'ta kesişiyor. O açıdan kendinizi ona göre hazırlamalısınız. Bence en büyük incelik ise gündemi neredeyse dakika dakika takip etmekten geçiyor. Sadece Türkiye değil tüm dünya gündemini çünkü sizin o an okuduğunuz ya da izlediğiniz bir konu belki 2 dakika belki 2 gün sonra karşınıza gelebiliyor. Ve ona yabancı olmamanız sizi izleyenlere sağlıklı bir biçimde aktarmanız için çok çok önemli.

 

 

-Son olarak, Başbakanlık muhabirliği ile Soma’da afet gazeteciliği yapmanın birbirinden ne gibi farklılıkları var? 

Murat Pazarbaşı: Soma ya da başka bir afet bölgesinde gazetecilik yapmak şartlar itibariyle ve bilgi akışı itibariyle farklılık taşıyor. Mesela Soma'da öncelikli haber önünüzde yani gözlemleriniz önemli ve onları bilgilerle beslemelisiniz. Alanda olduğunuz için bilgi akışı yoğun bunları sağlıklı bir filtreden geçirmemiz önemli. Anlık gelişmeler ve sıklıkla değişen bilgiler söz konusu bunlar zaman zaman zorluk yaşatabilir ama dediğim gibi olaya vakıf olursanız üstesinden kolaylıkla gelirsiniz. Başbakanlık muhabirliği ise -bu dönem için konuşuyorum- bilgi akışı açısından sıkıntılı bir süreç. Kısıtlı sayıda bilgi geliyor ve siz bunu kaynaklarınız aracılığıyla daha da genişletmek zorunda kalıyorsunuz. En zor kısmı bence bu. Ve buradaki bürokratik işleyiş sizi zamam zaman zorluyor. İki alan arasında en büyük farklılık bu.

 

 

 

VivaHiba

 

 

 

 

 

 

 

Please reload

Savash Porgham
Sosyal Medyadan Takip Edin
  • YouTube Social  Icon
  • Facebook Basic Black
  • Twitter Basic Black
  • Google+ Basic Black
Please reload