Şengül Hablemitoğlu'yla Gündem

01/06/2014

Türkiye’de devlet, bu iklimin aydınlarının sistematik olarak katledilmesinin altına ya imzasını attı ya da görmezden gelmek hep işine geldi. Bir aydını yok etmenin yarattığı tahribat, jenerasyonları onların birikiminden yoksun bıraktığından çok daha büyüktür aslında. Her kesim kendine yakın bulduğu aydını savunur ve anımsar bu memlekette ama aydının sağcısı ya da solcusu yoktur bana göre. Eğer bir aydının sonu bombalı saldırı ya da kurşunlar oluyorsa, sağ ya da sol fark etmez, tüm kesimlerin ortak değeri olarak onun hatırasına sahip çıkılması gerekiyor. 18 Aralık 2002’de bu iklim bir aydınını daha yitirdi: Necip Hablemitoğlu…

 

Necip Hablemitoğlu’yla ilgili pek çok şey konuşuldu, iddialar ortaya atıldı. Bu söylemler ister doğru olsun, ister yanlış, benim nazarımda sadece teferruattan ibarettir çünkü Necip Hoca ardında iki evlat ve acılı bir eş bıraktı. Merhum Necip Hablemitoğlu’nun kıymetli eşi Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu, eşine yazdığı mektupta yaşadıkları sızıyı şöyle dile getirmişti:

"Canım Necip… Sana böyle seslenirken, hiç tuhaf hissetmedim, sen gittiğinden beri ben seninle böyle konuşup duruyorum içimden. İnsanın yaşamını değiştiren anların önceden tahmin edilememesi iyi midir kötü müdür hala bilmiyorum. Kızlarımız ve benim için dünyanın ikiye bölündüğü o gün öyle sıradandı ki. Eminim senin için de öyleydi. Ne fırtına öncesi sessizlik, ne sevinç ne de bir iç sıkıntısı, her günkü gibi bir gündü işte. Ve sen birden gidiverdin, üstelik hiç istemeden…

 

Ölüm ne garip bir şey, yoktan var etmeyi öğretti bize. Sana bunları yazarken yeniden düşündüm de, o gün, 18 Aralık 2002 akşamı anlayamadığım, aradan geçen uzun yıllar boyunca da anlamayı başaramadığım şeyin kabullenmek olduğunu son zamanlarda kavrayabildim. Sanırım beyin kabul etmedikçe ölüm, ölüm olmuyor. Sen tek başına gitmedin aslında, giderken öyle çok şeyi alıp götürdün ki beraberinde. O yüzden hep eksik yaşıyoruz, o yüzden yoktan var etmeye çabalıyoruz ve o yüzden yılların nasıl geçip gittiğini anlayamıyoruz."

 

Hangi iddia, ya da hangi söylem bir eşi ve babayı yitirmeye dayanak olabilir, böylesi bir sızı hangi sözcüklerle ifade edilebilir? Başbakan Erdoğan'ın "Bu ülke Hablemitoğlu cinayetini yaşamış, sonra da herşeyi örbas etmiş bir ülkedir" ifadesi bile derde dert katmıyor mu? Ergenekon iddianamesinde merhum Necip Hablemitoğlu suikastı üzerine yeni iddialar ve söylemler varken, bu konuda tek bir dava ya da soruşturma açılmamış olması nasıl açıklanabilir?

 

Kıymetli hocam Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu'yla Bilgi Üniversitesinde sohbet etme şansım oldu. Şunu söylemeliyim ki, yaşadığı tarifsiz sızıya rağmen, yansıttığı muhteşem pozitif enerjiye hayran kalmamak elde değil. Şengül Hocamın "Bu kadar olan bitenden sonra insanlara hala nasıl güvendiğimi soruyorlar. Eğer güven duygumu kaybedersem nefes alamam" sözü tek başına herşeyi özetliyor. Eşini yitirmiş, bedellerin en ağırını ödemiş ve iki evladını tek başına büyütmüş olan Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu'ndan hepimizin öğreneceği çok şey var kuşkusuz. Kendisi tüm acı deneyimlerini insanların acılarını hafifletmek için kullanıyor ve Yas Danışmanlığı eğitimleri veriyor. Değerli hocam Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu'yla pek çok konuda konuştuk. Detayları O'nun perspektifinden görelim...

 

 

 

 

 

-Sizce merhum eşiniz Necip Hablemitoğlu’nun hayattan koparılmasına “Faili Meçhul” demek mi, yoksa örtbaslarla gizlenen “Faili Meşhur” mu demek daha doğru?

 

Şengül Hablemitoğlu: Sizin sorunuzda belirttiğiniz gibi metaforik bir şey söylemek istemiyorum ama, Hablemitoğlu ailesi olarak bu durum bizim beklediğimiz bir şeydi. Çünkü yapılanlarla bu durumu beklememizi sağladılar ve bize düşündürdüler. Türk devleti açısından baktığım zaman da şunu söyleyebiliyorum; eşimin uğradığı suikastın örtabs edildiğini Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı zaten söyledi. Dolayısıyla, bu noktada benim yorumumun hiçbir önemi yok artık. Başbakan Erdoğan'ın yorumu, resmi bir ağız olduğundan çok daha önemli. En resmi ağız bunu söyledikten sonra benim açıklama yapmam doğru olmaz.

 

-Ergenekon iddianamelerinde merhum eşiniz Necip Hablemitoğlu’nun hayattan koparılmasına dair yeni söylemler ve iddialar ortaya çıktı. Ancak hala açılmış bir dava ya da soruşturma yok. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Şengül Hablemitoğlu: Bu süreç, benim ve ailemizin avukatının yakından izlediği bir süreç oldu. Bu sürecin de ne hale geldiği artık ortadadır. Bu sürecin düzmece olduğunu ve düzmece dayanaklarla nasıl tutuklamalar yapıldığını yine resmi ağızlardan duyduk. Davada pek çok tutuklu ve tutuksuz kişiler, gizli tanıklar ve pek çok ifade var. Orada eşimle ilgili olan söylemlere dair, ne Ankara Cumhuriyet Savcılığı, ne İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, ne de Silivri davasının yetkilileri tarafından hiçbir işlem yapılmadı. Yani, tüm söylemler iddia düzeyinde kaldı ve derinlemesine araştırılmadı. Başbakan, olayın örtbas edildiğini söylüyor ama bu örtbasçılığın hangi eller tarafından yapıldığını söylemiyor. Zaman geçmiş olsa da bunu bilmek istiyoruz. Eşimle ilgili iddialara yönelik yeni bir soruşturma açmak ve takip etmek girişiminde bulunmayı çok istedim ama kızlarım bunu istemediler. Kızlarım bana "Babamızdan sürekli bahsedilen bir ortamda kendimizi güvende hissetmeyeceğiz" dediler.

 

Benim kızlarım 20'li yaşlarındalar ve kendilerini bu ülkede güvende olan bir vatandaş gibi hissetmiyorlar. Bizim gibi düşünen çok insan var Türkiye'de. Bu güvensizlik sadece bizim özel durumumuzdan kaynaklanmıyor, Türkiye'de artık her an başınıza bir şeyler gelebilir. Bu süreci tekrar başlatmanın bizlere daha güvensiz bir ortam yaratacağını düşünüyor kızlarım ve ben de onlara hak veriyorum. Onların babalarıyla güçlü bir kan bağları var ve ben de onların kararına saygı duymalıyım.

 

-Merhum eşiniz hakkında pek çok kez dile getirilen bir MİT Müsteşarlığı iddiası var. Bu iddianın eşinizin hayattan koparılma sürecini hızlandırdığını, belki de sebebi olduğunu düşünüyorsunuz. Sizi bu düşünceye sevk eden şey nedir?

 

Şengül Hablemitoğlu: Bu iddia spekülatif bir konudur, o kadar. Ben bunu olasılıklardan biri olarak söyledim. Necip Hablemitoğlu'nun Türkiye'de öldürülmesinin çok komplike nedenlere dayandığını düşünmüyorum. Necip'in kimliğine baktığınızda bunu göreceksiniz. Son 40 yıllık süreçte bu tür cinayetlerin tarihi incelendiğinde, hiçbir ismin komplike nedenlerden ötürü değil, fazlasıyla bilindik ve tahmin edilebilir konulardan dolayı öldürüldüğü görülüyor. MİT Müsteşarlığı konusundaki spekülasyon eşimin öldürülme sürecini hızlandırmış olabilir. Bu sadece benim bir tahminim ve fikir yürütmemdir. Necip Hablemitoğlu'nun MİT Müsteşarı olmak gibi bir amacı ve altyapısı yoktu. Bu spekülasyonun bir stratejinin parçası olarak bilinçli yayıldığını düşünüyorum. Toplumsal algıyı yönetmek için ortaya atılan bir söylentiydi kanımca.

 

-Merhum eşiniz Necip Hablemitoğlu’nun hayattan koparıldığı gün sabaha kadar polis sorgusundaydınız ve bu tavırdan hoşnut kalmadığınızı pek çok kez söylediniz. Yıllar sonra, Türkiye’de polisin hala böylesi tavırlar ve sert müdahaleler sergilediğini görmek size kendinizi nasıl hissettiriyor?

 

Şengül Hablemitoğlu: Terörle Mücadele Şubesinde bir kaç kez sabahladım. O gün orada bana yaşatılanları düşündükçe nefret ediyorum, tiksiniyorum. Aslında şunu söylemeliyim; bana doğrudan yapılmış hakaretamiz ya da kötü bir davranıştan söz etmiyorum. Benim anlatmak istediğim sürecin çirkinliğidir. Canınızı kaybetmişsiniz ve bu olayın üzerine, sıcağı sıcağına ifade veriyorsunuz. Bu, sağlıksız bir tutum. Kötü niyetli olmak istemiyorum ama bilinçli bir şekilde,yukarıdan gelen bir emirle yapıldığını düşünüyorum. O polisler beni tanımaz, ben de onları tanımam. Neden genç bir kadına böylesi bir eziyet yapsınlar? Gelen bir takım talimatları uyguladıklarını düşünüyorum. Bugün "Emri ben verdim" deniliyorsa, o gün de emri veren biri mutlaka olmuştur. Bu çirkin davranışı kendi inisiyatifleriyle yaptıklarını düşünmüyorum.

 

 

 

 

 

-Kadınların toplumsal yeri üzerine pek çok çalışmanız var. “Benim başörtülü bacım” gibi cümlelerin sıkça duyulduğu bu günlerin Türkiye’sinde, kadınların birbirinden ayrıştırılması ve kutuplaştırılması konusunda değerlendirmeleriniz nedir?

 

Şengül Hablemitoğlu: Bu konuya son derece objektif olarak bakmak istiyorum. Bugün söylenen "Benim başörtülü bacılarım" ifadesi, geçmişte itelenen başörtülü bacıları sahiplenmektir, bu kadar basit. Fakat, geçmişte yakınılan durumla ilgili şöyle bir hata var; dünün zulmedenlerinden hiçbir farkları yok. Dün mazlum olduğu söylenen kesim bugün zalim oldu. Ayrımcılık yapmak noktasında bugün onlar da aynı çizgideler. Üstelik bugün ayrımcılığın daha da katmerlisi yapılıyor. Başbakanın bir televizyon söyleşisini izlediğimde, aklımı kaybedecek kadar kötü oldum. Başbakan, "Hangi baba kızının birinin kucağında oturmasını ister?" ifadesini kullanmıştı. Bu çirkin ifade insanları derinden yaralıyor. Bu durumda akıllara bir soru geliyor: "Nerede sizin herkesin Başbakanı ve hükümeti olma ifadeniz?"

Ben muhalif olarak algılanabilirim ama yaşadıklarım çerçevesinde sonradan muhalif oldum. Üniversitede hiçbir başörtülü öğrencimi reddetmedim, onları sınıftan kovmadım ve kendilerini dışlanmış hissetmemeleri için onları daha çok kollamaya çalıştım. Ama şimdi sadece başörtülü bacılar varmış gibi davranılıyor. Herkesi kucaklaması gereken bir Başbakanın, başörtüsüz kadınları ötekileştiren konuşmalara izin vermemesi gerekiyor. Başbakan için her konuya müdahale ettiği gibi bir algı yaratıldı. Eğer bu doğruysa, böylesi konuşmalara ayrımcılığı körüklememek için müdahale etmesi gerekiyor. Bu söylemler fazlasıyla yaralayıcı. 28 Şubat'tan yakınanlar, bugün daha beterini on numara beş yıldızlı olarak yapıyorlar. Özellikle altını çizmem gerekirse, ayrışmalar kadınlar üzerinden yapılıyor. Geçmişte de, bugün de bu işler kadın üzerinden yürütülüyor. Her dönemde kadınları amaçları doğrultusunda hedef tahtasına koyuyorlar. Kadınların bir amaç uğruna araca dönüştürülmesi çok çirkin bir şeydir. Erkekler üzerinden böylesi bir ayrıştırma yapılmasına ben hiç tanıklık etmedim. Bu süreç insani değil. Toplumsal ayrışma keskinleşiyor ve bu ayrışma kendi içinde gettolar yarattı. Bu, bir strateji mi bilemem çünkü ben siyasetçi değilim. Ancak sosyal psikoloji açısından çok tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız.

 

-Sosyal medyayı aktif kullanıyorsunuz ve orada kendinize has bir üslubunuz var. Sosyal medyayı Türkiye’nin gündemine etkisi bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Şengül Hablemitoğlu: Sosyal medyayı çok seviyorum ve orada samimi olmaya çalışıyorum. Sosyal medyada ciddi bir kalabalık ve niceliksel bir şey var. Ancak nitelik olarak zaman zaman sorun olabiliyor. Dijital ayrımcılık diye bir olgu olduğunu da söylemek gerekiyor ve bu durum internete erişim düzeyiyle çok alakalı. Sosyal medyanın çok ciddi bir organizasyon gücü var. Örneğin; çeşitli sağlık sorunlarında, kan, organ ve trombosit arama gibi durumlarda gerçekten çok faydalı ve etkili. Acil durumlarda, arama kurtarma faaliyetlerinde çok önemli bir mecra olabiliyor. Sosyal medyanın kısmen kendi içinde kaldığı düşünülebilir ama hızın önemli olduğu bu çağda sosyal medya vasıtasıyla pek çok bilgiye hızla ulaşmak mümkün. Artık Yurttaş Gazeteciliği denilen bir kavram var ve klasik medyanın önüne geçmiş durumda.

Benim sosyal medyaya dahil olmamın sebebi şudur; Necip Hablemitoğlu'nu kendi kimliğimden de taviz vermeden ne kadar hatırlatabilirim? Önce hem eşime hem de kendime bir hesap açmayı düşündüm ama bunu yürütmek mümkün olmadı. Kendi hesabım üzerinden, kendi yaşam biçimim, mesleğim ve eşimden kaynaklanan misyonumu harmanlamaya çalışıyorum. Dolayısıyla kendimi daha iyi ifade edebildiğimi düşünüyorum. Anlayan anlıyor, istemeyen zaten anlamıyor. Sosyal medyada kronik muhalifleriniz, fanlarınız ve nötr olarak zamanla sizi tanıyanlar olabiliyor. Sosyal bir mecra ancak tamamen sanal olduğunu da düşünmüyorum. Negatif sonuçlarını da yaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde bir gence hakaret ettiğim gerekçesiyle bir mahkeme celbi aldım. Gittim ifademi verdim. Oysa ki bir hesaptan tamamen şahsıma yönelik bir saldırı olmuştu ama karşı taraf beni şikayet etmiş. Böyle bir şey söz konusu değil. Sosyal medyada insanların size ne amaçla yaklaştığını bilemeyebiliyorsunuz. Sosyal medyanın pek çok handikapına rağmen, yararlı bir mecra olduğunu düşünüyorum.

-Yas Danışmanlığı eğitimi veriyor musunuz hala? Nedir tam olarak Yas Danışmanlığı?

 

Şengül Hablemitoğlu: Evet, hala Yas Danışmanlığı yapıyorum. Ben bazı özel üniversiteler ve Bireysel Evlilik Terapileri Derneği çalışmaları kapsamında, aile danışmanlığı sertifika programları oluşturdum. Fiilen de aile danışmanlığı yapıyorum. Bu bağlamda, bir de Yas Danışmanlığı konusunu ekledim. Hatta bunu sosyal medyadan paylaştığımda, "Nasıl ağlayacağımızı sana mı soracağız" gibi tepkilerle de karşılaştım. Yas yaşamış biri olarak çok iyi biliyorum, böylesi acılar yaşayanlar sırtının sıvazlanmasını ya da ah edip vah edilmesini beklemiyor. Anlaşılmayı, duygusal ve sosyal olarak desteklenmeyi bekliyor. Yas Danışmanlığı da bu destekleri sağlıyor. Tamamen anlatma ve konuşma çalışmasıdır. Ayrıca çocuk ve yetişkinlerin yas tutmaları birbirinden farklıdır. Çocuklar daha ağır travmalar yaşıyorlar. Soma'da yaşanan facia, bizim bu konuda ne kadar zayıf olduğumuzu gösterdi. Yas Danışmanlığı, her yaş grubundan insana yas tutarken nasıl yaşama tutunulabileceğini ve acıyı yönetmeyi öğretiyor. Hayatı sevmekten vazgeçmemek gerektiğini karşılıklı konuşarak anlamaya çalışıyoruz.

 

 

-Eğer başınıza eşinizi yitirmek gibi bir felaket gelmeseydi, Yas Danışmanlığı olgusu yine de aklınıza gelir miydi?

 

Şengül Hablemitoğlu: Asla gelmezdi. Çocuklarım ve ben bu hadiseden nasıl en az zararla çıkabilirizin peşine düştüm. Burada benim sosyal bilimci bir akademisyen olmam ve aile üzerinde çalışıyor olmamın etkisi büyüktür. Batı literatüründe konuya dair çalışmaları inceledikçe, yas kavramının bir kader olmaktan çıkarılması gerektiğini de anladım. Bu kaderi, hayattan daha az koparak yaşamak gerektiğini düşünüyorum. Ölen birinin ardından, geride kalanların da birer yaşayan ölüye dönüşmemesi gerekiyor.

 

 

-Son olarak, Necip Hablemitoğlu Toplumsal Araştırmalar Derneğini kurdunuz ancak faaliyete geçirmediniz. Derneğin şuan ki durumu nedir?

 

Şengül Hablemitoğlu: Derneğimiz hiç faaliyete geçemedi. Bunun ilk sebebi Necip'in Köstebek kitabıdır. Kitapta İçişleri Bakanlığına bağlı olan emniyet güçlerinin yaptığı faaliyetler anlatılıyor. İkinci neden ise Ergenekon operasyonlarında yapılan bilinçli CD ve belge yerleştirmelerdir. Tüm bunları gördükçe derneği faaliyete geçirmedim. Çünkü bir gün birilerinin gelip derneğe belge ya da CD yerleştirip, sonra da "Bu belgeler Necip Hablemitoğlu Toplumsal Araştırmalar Derneğinden çıktı" demelerini istemedim. Böylesi bir güvenlik sorunu nedeniyle derneği faaliyete geçirmedim ve geçirmeyi de düşünmüyorum.

Necip Hablemitoğlu adına yapılması gereken en önemli şeylerden ikisini yaptım ben. 22 ve 23 yaşında iki kızım var, çok iyi eğitim aldılar ve birer meslek sahibi insan oldular. Ben de akademiden asla kopmadım ve çok çalıştım. Umarım ileride daha da yararlı işlerimiz de olur. Bunların tümünün Necip Hablemitoğlu adına yapılan güzel şeylerden olduğunu düşünüyorum.

 

 

 

VivaHiba

 

 

 

 

 

 

 

 

Please reload

Savash Porgham
Sosyal Medyadan Takip Edin
  • YouTube Social  Icon
  • Facebook Basic Black
  • Twitter Basic Black
  • Google+ Basic Black
Please reload