Süleyman İrvan’la Barış Gazeteciliği Üzerine

07/08/2015

Son dönem Türkiyesi’nde neredeyse her gün şiddetle yatıp şiddetle gözlerimizi açıyoruz. Cinayet, saldırı, bomba, kan ve gözyaşı sarmalı arasında olanı biteni anlamlandırmaya çalışıyoruz. Güç çıkarları ve farklı hesapların Türkiye’yi getirdiği bu noktada şüphesiz savaşın en çetin geçtiği alan medya. Savaş sırasında cephede kurşun ve bombalarla yapılan çatışmanın yanında, cephe gerisinde medya eliyle propaganda, dezenformasyon, mizenformasyon ve manipülasyon savaşı yürütülüyor. Savaş ortamında medyanın dili ve üslubunun nasıl olması gerektiği konusunda pek çok tartışma yürütülse de tek bir çare var: Barış Gazeteciliği!

Türkiye’nin ana akım medyasında barış dili ve Barış Gazeteciliği’nden bahsetmek mümkün mü? Elinde kalem yerine kalşnikof ya da G-3 piyade tüfeği tutan gazetecilerin(!) çatışma alanında roketatarlı saldırı yapanlar ya da F-16’larla momba yağdıranlardan hiçbir farklı yok. Oysa Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgisei’nin 3. Maddesi gayet açık:

“Gazeteci; başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. Milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, dil, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını (veya inançsızlığını) doğrudan saldırı konusu yapamaz. Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtan yayın yapamaz.”  

Barış Gazeteciliği’nin tarafsızlık konusuna gölge düşürebileceğine yönelik anlamsız tartışmalar hep yürütüle geldi. Türkiye’de Barış Gazeteciliği’nin akademik alanda önde gelen duayen ismlerinden Prof.Dr. Süleyman İrvan, bu konuyu şöyle açıklıyor:

“Barış gazeteciliği anlayışı gazeteciye olumlu bir misyon yüklüyor. Bu misyonu kısaca barışı özendirmek ve desteklemek olarak tanımlayabiliriz. Her ne kadar geleneksel gazetecilik kodlarıyla donatılmış gazeteciler böyle bir misyon yüklenmeye karşı çıksalar da, bu tür bir misyonu etik kodlarda rahatlıkla bulabiliriz. Geleneksel gazetecilik anlayışında gazeteci, olan biteni tarafsız biçimde ileten bir postacı gibi görülüyor. Bu anlayış gazeteciyi sadece olan biteni aktarmaya itiyor. Oysa barış gazeteciliğinde gazetecinin proaktif olması, barış girişimlerine odaklanması bekleniyor.”

Hergün savaş ve çatışmayla ilgili enformasyon bombardımanı altında olan medya, Barış Gazeteciliği bakışıyla haber toplama, yazma ve yayına sokmak konusunda nasıl bir editoryal yol izlemeli sorusu akıllara geliyor. Medya, demokrasi kuramı içerisinde kendisine yüklenen 4.Kuvvet misyonuna göre mi tavır almalı yoksa devlet borazanlığını mı benimsemeli? Prof.Dr. Süleyman İrvan, bu minvalde şu ifadelerin altını çiziyor:


“Geleneksel medya çatışma durumlarında devletin megafonu haline geliyor. Normal haberlerde gözettiği mesafeyi/kuşkuyu/sorgulamayı çatışma haberlerinde bir yana bırakıyor. Oysa Barış Gazeteciliği, özellikle çatışma durumlarında nereden gelirse gelsin her bilginin doğrulatılması anlayışına dayanıyor. Çatışan tarafların sıklıkla dezenformasyona başvurduklarını görmemizi istiyor. Barış dili belki haberi sattıran bir unsur olmayabilir, ancak gereklidir. Geleneksel medyada gazeteciler ne kadar sansasyonel bir dil kullanırlarsa haberlerinin o kadar çok okunacağını biliyorlar ve öyle davranıyorlar. Oysa bu dil, çatışmaları daha da derinleştirmekten, nefreti körüklemekten, tarafları düşmanlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.”

Savaş dilinin hüküm sürdüğü Türkiye’de Barış Gazeteciliği’nin temellerinden etik ilkelerine, gazetecinin savaştaki tarafsızlık misyonundan etik ilkelerine, ana akım medyanın üslubundan uyması gereken editoryal çizgiye, sosyal medyanın yükselişi ve ana akım medya diline etkisi başta olmak üzere pek çok konuyu Türkiye’de Barış Gazeteciliği’nin akademik alanda önde gelen duayen ismlerinden, kıymetli hocam Prof.Dr. Süleyman İrvan’la konuştuk. İşte detaylar..

 

 

 

 

 



-Öncelikle Barış Gazeteciliği nedir ve temelleri somut olarak nasıl tanımlanabilir?


-Barış gazeteciliği konusunda birbirinden farklı tanımlar var. Ben barış gazeteciliğini, çatışmalı durumlarda çatışmayı körüklemek yerine barış girişimlerini özendiren ve destekleyen, insan haklarını gözeten ve evrensel gazetecilik etiği ilkelerine önem veren gazetecilik olarak tanımlıyorum. Mevcut, geleneksel gazetecilik anlayışının çatışmalardan beslendiği aşikâr. Çoğu durumda medya bizzat çatışmanın körükleyicisi işlevi görebiliyor. Kan varsa manşet olur anlayışı, geleneksel/çatışma gazeteciliğinin temel güdüsü. Aslında tanım nasıl yapılırsa yapılsın, barış gazeteciliğinin savaş/çatışma gazeteciliğine bir alternatif oluşturduğunu belirtmem gerekir. Barış gazeteciliğini geleneksel gazetecilikten ayıran başlıca özellikleri şöyle sıralayabilirim.

Birincisi, gazeteciliğin misyonuyla ilgili. Barış gazeteciliği anlayışı gazeteciye olumlu bir misyon yüklüyor. Bu misyonu kısaca barışı özendirmek ve desteklemek olarak tanımlayabiliriz. Her ne kadar geleneksel gazetecilik kodlarıyla donatılmış gazeteciler böyle bir misyon yüklenmeye karşı çıksalar da, bu tür bir misyonu etik kodlarda rahatlıkla bulabiliriz. Örneğin, genel kabul görmüş bir etik kod olan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından 1998’de ilan edilen Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin 3. maddesi tam da barış gazeteciliği misyonunu ifade ediyor: 


“Gazeteci; başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. Milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, dil, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını (veya inançsızlığını) doğrudan saldırı konusu yapamaz. Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtan yayın yapamaz.”  

İkincisi, gazeteciye biçilen rolle ilgili. Geleneksel gazetecilik anlayışında gazeteci, olan biteni tarafsız biçimde ileten bir postacı gibi görülüyor. Bu anlayış gazeteciyi sadece olan biteni aktarmaya itiyor. Oysa barış gazeteciliğinde gazetecinin proaktif olması, barış girişimlerine odaklanması bekleniyor. 

Üçüncüsü, olaylara yaklaşımla ilgili. Geleneksel medya çatışma durumlarında devletin megafonu haline geliyor. Normal haberlerde gözettiği mesafeyi/kuşkuyu/sorgulamayı çatışma haberlerinde bir yana bırakıyor. Oysa barış gazeteciliği, özellikle çatışma durumlarında nereden gelirse gelsin her bilginin doğrulatılması anlayışına dayanıyor. Çatışan tarafların sıklıkla dezenformasyona başvurduklarını görmemizi istiyor. 

Dördüncüsü, kullanılan dille ilgili. Barış dili belki haberi sattıran bir unsur olmayabilir, ancak gereklidir. Geleneksel medyada gazeteciler ne kadar sansasyonel bir dil kullanırlarsa haberlerinin o kadar çok okunacağını biliyorlar ve öyle davranıyorlar. Oysa bu dil, çatışmaları daha da derinleştirmekten, nefreti körüklemekten, tarafları düşmanlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

-Barış Gazeteciliği noktasında tarafsızlık olgusu tartışmalı bir alan. Bir gazetecinin barıştan yana tavır takınması onun tarafsızlığına gölge mi düşürür?

 

-Tarafsızlık zaten hiçbir durumda mümkün değil ki, barış gazeteciliği için sorun olsun. Belki tarafsızlık değil de nesnellik açısından gazeteciliği değerlendirmek lazım. Haberin nesnel olması, aktarılan olguların, verilen bilgilerin doğru olması anlamına geliyor. Bu zaten her gazeteciden beklenen bir yükümlülük. Barış gazeteciliği anlayışı, gazetecinin barışın tarafında olmasını, insan haklarını gözetmesini gerektiriyor ki, bu da zaten olması gereken değil mi? 

-Türkiye'de son dönemde tırmanan sıcak bir çatışma söz konusu. Bu savaşın en ön cephesi şüphesiz medya. Savaş durumundaki Türkiye'de medyaya hakim üslubu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Çatışma söz konusu olduğunda geleneksel medya kolay olanı seçiyor. Kolay olan da devletin yanında saf tutmak tabi. Bu sadece Türkiye medyası için geçerli değil, Amerikan medyası da, İngiliz medyası da kendi ülkeleri savaşa/çatışmaya girdiğinde ülkelerinin safında yer tutuyorlar. Türkiye bağlamında buna, iktidarın medya üzerindeki hakimiyetini de eklemek gerekiyor. İktidar eliyle yaratılan, devlet kurumlarının reklamlarıyla beslenen havuz medyası devletin resmi sesi gibi hareket ediyor. İktidar savaş istediğinde bu medya kuruluşları anında cephede yerlerini alıyor, savaşın/çatışmanın meşruiyet zeminini hazırlıyorlar. Hakim üslup elbette biz ve onlar. Herhangi bir sorgulama yok. Çatışmalarda iktidarın dilini yakalamaya, yeniden üretmeye, yaygınlaştırmaya yoğunlaşıyorlar. Sorgulayan medya kuruluşlarını da anında düşmanlaştırıp hizaya sokuyorlar. Bunun örneklerini son dönemdeki habercilikte çokça gördük. 

-Her gün can kaybı ve saldırı bilgilerinin aktığı bir ortamda, Barış Gazeteciliği bakışıyla medya haber toplama, yazma ve yayına sokmak konusunda nasıl bir editoryal yol izlemeli sizce?
-Çatışmaları haber yaparken medyanın olan biteni mümkün olduğunca tam ve doğru vermesi, biz söyleminden uzak durması, elde ettiği bilgileri doğrulatarak yayına koyması beklenir. Teyit edilmemiş bilgiler illa da verilecekse, bunların teyitsiz olduğu vurgulanmalıdır. Çatışma durumlarında medyanın sadece çatışmaya odaklanmak yerine, çatışmaları durduracak girişimlere daha fazla yer vermesi gerekir. Çatışmalar şiddetlendikçe barış girişimlerini seslendirenlerin sesi daha da kısılmaya başlar. Oysa tam tersi olmalı, barışçı çözüm önerileri gündeme taşınabilmelidir. 2011 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan genel yayın yönetmenlerini toplayıp çatışma haberlerinde sorumlu hareket edin dediğinde biraz umutlanmıştım doğrusu. Özellikle çözüm sürecinde medya üzerindeki “barış dili kullanın” baskısının sonunda işe yarayabileceğini, medyada barış gazeteciliği anlayışının yerleşebileceğini düşünmüştüm. Hatta bir medya grubu (Doğan) etik ilkeleri arasına barış gazeteciliğini de dahil etmişti. Bu durumu, “devlet eliyle barış gazeteciliği” diye adlandırmıştım. Mümkün mü? Belki, eğer devlet barış yapmayı hedefliyorsa medyaya ihtiyaç duyacaktır. Barış gazeteciliği bakışında neyin haber olacağı kadar nasıl haber olacağı da önem kazanıyor. Haberde kullanılan kaynaklar, haberin dili, haberin yaratacağı etki hesaba katılmak gerekiyor. 

-Sizce Türkiye'de layıkıyla Barış Gazeteciliği yapılamamasının sebebi nedir; gazetecilerin yozlaşmış etik anlayışı mı yoksa medyanın iş adamı sahipliğinin dayattığı zihniyet mi?
-Türkiye’de barış gazeteciliği yapılamaz diye bir şey yok. Yapılmıyorsa nedenlere bakmak lazım. Barış gazeteciliği yapılabilmesinin temel koşulu, muhabir ve editörlerin barış gazeteciliği anlayışını benimsemeleri gerekiyor. Nasıl ki etik ilkeler uzun yılların birikimiyle oluşturulmuşsa, barış gazeteciliği anlayışı da aynı şekilde geçerli gazetecilik anlayışı haline gelebilir. Her şeyden önce, barış gazeteciliği anlayışının doğru/etik/sorumlu gazetecilik anlayışı olduğunun vurgulanması gerekiyor. Elbette medyanın sahiplik yapısı da, siyasal iktidarın baskısı da, ticari kaygılar da barış gazeteciliğini zorlaştıran engeller arasında. Ancak, gazetecinin her koşulda doğru olana yönelmesi, etik ilkelere uygun habercilik yapması, koşulları bahane olarak kullanmaması gerekiyor. Barış yapmak nasıl zorsa, barış gazeteciliği yapmak da zordur. 

-Sosyal medyanın kitle iletişiminde hakimiyeti ve Yurttaş Gazeteciliğinin yükselişi, Barış Gazeteciliği kavramını nasıl etkiliyor?


-Sosyal medya, geleneksel medyada gizlenen gerçekleri açığa çıkarma işlevi görüyor. Resmi kaynakların durum tanımı yapma gücünü kırıyor. Ancak aynı zamanda, olumsuz anlamda bir baskı mekanizması haline de gelebiliyor. Yani yekpare bir sosyal medyadan söz edilemez. Yine de, yurttaşların sosyal medya üzerinden haber üretimine katılmaları, olaylara tanıklıklarını paylaşmaları haberciliği değiştirdi. Elbette, yurttaş gazeteciliği kavramını da iyi değerlendirmek gerekir. Paylaşım yapan herkesi gazeteci saymak doğru değildir. 

-Sizce alternatif/yeni medyanın daha demokratik bir alan açıyor olması ana akım medya üzerinde Barış Gazeteciliği yapma baskısı oluşturuyor mu?


-Ben alternatif haber kaynaklarının, haber sitelerinin geleneksel medya üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu düşünüyorum. Örneğin T24.com.tr, diken.com.tr, bianet.org gibi haber siteleri sadece haber yapmıyor, aynı zamanda geleneksel medyanın, gazeteciliğin eleştirildiği platformlar olarak da işlev görüyor. Elbette bu haber sitelerinin de barış gazeteciliği anlayışını benimselemeleri kaydıyla. Türkiye’de barış gazeteciliği perspektifinden medya eleştirisinin yeterince yapılmadığını düşünüyorum. Birkaç yıl önce Diyarbakır’da yapılan bir toplantıda, barış gazetecileri derneği kurulmalı demiştim. Eğer kurulabilseydi, belki bugün barış gazeteciliği kriterleri üzerinden medyadaki haberleri değerlendiren raporlar da hazırlayabilirdi, tıpkı Hrant Dink Vakfı’nın hazırladığı medyada nefret söylemi raporları gibi. Neden olmasın? 

 

 

Açık Gazete- 08.08.2015

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    Please reload

    Savash Porgham
    Sosyal Medyadan Takip Edin
    • YouTube Social  Icon
    • Facebook Basic Black
    • Twitter Basic Black
    • Google+ Basic Black
    Please reload